//-->
  • Kurallar
  • İletişim
Kategoriler
Bitenekadar.com
Video Galeri
Dini Bölüm
Görüşleriniz Önemlidir
Anket
Sitemizi Nasıl Buldunuz...?

Ziyaretçi Sayacı

Bugün: 114 ziyaretçi

Sayfa Gösterimi: 310 klik

IP Adresiniz: 54.158.183.188


radyo gundi fm dinle
      

Batman I Şehir I Rehberi

peygamberimizin hayati

Peygamberimizin(SAV) Hayatı
 
 

 

VEDA HUTBESİ

HZ IBRAHIM VE SONRASI

Yaratilis kitabi (Tekvin) bize Ibrahim'in çocugu olmadigini, çocuk sahibi 
olmaktan ümit kestigini ve Allah'in çadirindaki Ibrahim'e söyle seslendigini 
söyler: "Simdi göklere bak ve sayabilirsen gökteki yildizlari say." Ibrahim 
gözlerini yildizlara çevirdi ve söyle bir ses duydu: "Senin soyun da ayni 
sekilde çogalacak."

Hanimi Sare 76, Ibrahim ise 85 yasinda idi; hanimi Ibrahim'e Hacer adinda 
Misir'li bir cariyeyi ikinci hanim olmak için verdi. Fakat hanimla cariyesi 
arasinda geçimsizlik ortaya çikti. Hacer, Sare'nin kizginligindan kaçti ve 
üzüntü içinde Allah'a yalvardi. Allah ona melekle bir mesaj gönderdi: "Senin 
soyunu o kadar çogaltacagim ki, onu saymak mümkün olamyacak." Melek 
ona sunlari söyledi: "Iste, bir çocugun olacak, bir erkek çocugu dünyaya 
getireceksin ve adini Ismail koyacaksin; çünkü Allah senin kederini isitti." 
Sonra Hacer, Ibrahim ve Sare'nin yanina döndü ve onlara melegin 
söylediklerini haber verdi; çocuk dogdugunda, Ibrahim ona "Tanri isitir" 
anlamindaki Ismail adini koydu.

Çocuk 13 yasina geldiginde, Ibrahim 100, Sare 90 yasindaydi; Allah tekrar 
Ibrahim'e seslendi ve Sare'nin bir erkek çocugu dünyaya getirecegini, adini 
Ishak koymasini söyledi. Büyük oglunun Allah katinda degerinin 
düseceginden korkan Ibrahim Allah'a yalvardi: "Ismail senin katinda 
yasamaya devam etsin." Allah ona söyle cevap verdi: "Ismail'le ilgili 
söylediklerini duydum? Üzülme, selamim onun üzerine olsun...Ben onu 
büyük bir millet yapacagim. Fakat benim ahdim (sözüm), Sare'nin gelecek 
yil bu vakitte dünyaya getirecegi Ishak ile yerine gelecek."

Sare, Ishak'i dünyaya getirdi ve onu kendisi emzirdi. Ishak sütten 
kesildiginde, Ibrahim'e artik Hacer ve Ismail'in kendi evlerinde kalmasina 
gerek kalmadigini söyledi. Ibrahim, Ismail'i çok sevdigi için buna üzüldü. 
Fakat Allah tekrar Ibrahim'e seslendi ve Sare'nin teklifine uymasini ve 
üzülmemesini söyledi; ve Ismail'in korunanlardan olacagini tekrarladi.

Ibrahim bir degil iki büyük milletin atasi olacakti -iki büyük millet, yani 
hidayete erdirilmis iki büyük güç, yeryüzünde Allah'in emirlerini yerine 
getirecek olan iki büyük araç- çünkü Allah din disi (profan) olan bir seyi 
rahmet olarak vadetmez ve Allah katinda ruh yüceliginden baska büyüklük 
yoktur.

Iki manevi irmak, iki din, Allah için iki dünya, iki merkez nokta. Bir yer, 
asla orasini insanlar seçtigi için degil, fakat göklerde seçildigi için mukaddes 
olur. Ibrahim'in sahasi dahilinde iki mukaddes merkez vardi; bunlardan biri 
yaninda, öteki belki de daha henüz bilmedigi bir yerdi: Arabistan'da bir 
vadi. Hacer ile Ismail vadiye varip da susuzluktan kavrulmaya 
basladiklarinda, Hacer oglunun ölmesinden korktu. Atalarinin geleneklerine 
göre, Ismail yattigi yerden Tanri'ya yalvardi ve annesi biraz ötedeki tasin 
üstüne çikip, yardim gelip gelmedigini arastirdi. Kimseyi göremeyince 
karsidaki yüksek tepeye kadar kostu, fakat yine kimseyi göremedi. Yari 
çilgin bir halde iki nokta arasindan yedi kez geçti, yedincisinde dinlenmek 
için kayanin üstüne oturdugu sirada melek geldi. Allah, Ismail'in topugunun 
oldugu yerden bir su kaynagi fiskirtti ve bu su daha sonra "zemzem" adini 
aldi.

Ismail ve Hacer gittikleri yere ulastiklarinda, Ibrahim'in daha yetmisbes 
yillik ömrü vardi ve oglunu o kutsal yerde ziyaret etti. Hacc Suresi 26. 
ayette Allah'in Ibrahim'e, Ismail'le birlikte zemzem kuyusunun yanina insa 
edecekleri mabedin yerini gösterdigini söyler; nasil yapacaklarini da. Bu 
mabede, sekil olarak "küp"e benzedigi için Kabe adi verilir; dört kösesi, 
pusulanin dört yönüne göredir. Mabedin yapimi bittiginde Allah tekrar 
Ibrahim'e seslendi ve ona Bekke'ye, veya daha sonra adlandirildigi gibi 
Mekke'ye hac gelenegini kurmasini emretti.

Daha sonra Ibrahim söyle dua etti: "Rabbimiz gerçekten ben, 
çocukalrimdan bir kismini Beyt-i Haram (kutlu ve korunmus ev'in)yaninda 
ekini olmayan bir vadiye yerlestirdim; Rabbimiz dosdogru namazi kilsinlar 
diye (öyle yaptim), böylelikle Sen, insanlarin bir kisminin kalblerini onlara 
ilgi duyar kil ve onlari birtakim ürünlerden riziklandir. Umulur ki 
sükrederler."

BIR BÜYÜK KAYIP

Ibrahim'in duasi kabul oldu. Kabe'ye akin akin ziyaretçi gelmeye basladi. 
Ishak'in soyundan gelenler de, Kabe'yi Ibrahim tarafindan yapilan kutsal bir 
tapinak olarak ziyaret ediyorlardi. Fakat yüzyillar geçtikçe tek-tanri'ya olan 
ibadetin safligi bozulmaya ve kirlenmeye basladi. Ismail'in soyundan 
gelenler, Mekke vadisine sigmayacak kadar çogaldilar; uzaklara göç 
edenler bu kutsal tapinaktan taslar alip, Kabe adina ona saygi gösterdiler. 
Daha sonralari komsu putperest topluluklarin etkisiyle bu taslara putlar da 
eklendi; ve sonunda hacilar bu putlari Mekke'ye tasimaya basladilar. Bu 
putlar Kabe'nin çevresine yerlestirildi, iste o zaman yahudiler Ibrahim'in 
tapinagini ziyaret etmemeye basladilar.

BIR OGUL KURBAN ETMEYE IÇILEN AND

Abdulmuttalip, cömertligi ve akilliligi ile Kureys'ten saygi görüyordu. 
Yakisikli, zengin bir adamdi. Bütün bunlarin üstüne Zemzem'in tekrar insa 
edilmesine vesile olan seçilmis kisi olmasi da ekleniyordu. Fakat daha önce 
bir ogul sahibi olmanin eksikligini hiç bu kadar hissetmemisti. Sadece bir 
tek erkek çocuga sahipti. Allah'a bunun için daha çok dua etmeye basladi. 
Duasina, eger O, on evlat verirse ve hepsi de büyüyüp bülug çagina gelirse, 
onlardan birini Kabe'de kurban edecegini de ekledi.

Duasi kabul olmustu. Yillar sonra dokuz oglu daha olmustu. Ogullari 
büyüdügünde içmis oldugu and aklina gelmeye basladi. Fakat kurban 
etmek için hangi oglunu seçecegini bilemiyordu. En sonunda Kabe'de kura 
sonucu ok en çok sevdigi oglu Abdullah'a çikti. Abdullah'in annesi olan 
Fatima diger hanimlarina nazaran Mekke'deki en güçlü kabilelerden biri 
olan Mahzum Kabilesi'ndendi, yani Kureysli'ydi. Abdullah'in kurban 
edilmesine izin vermediler. Bunun üzerine Abdulmuttalip Yesrib'de yasayan 
akilli bir kadinin yanina gitmeye karar verdi. Kadini uzun bir yolculuktan 
sonra Hayber'de buldular. Kadina olayi anlattiklarinda, onlara ruhla 
konusmasi gerektigini ve ertesi gün gelmelerini söyledi. Abdulmuttalip 
Allah'a dua etti, ertesi gün kadin sunlari söyledi: "Memleketinize dönün ve 
kurban edeceginiz adami bir tarafa, on deveyi bir tarafa koyun ve 
aralarinda kura çekin. Ok adamin alehine çikarsa on deve daha koyun ve 
tekrar kura çekin. Fal develere çikincaya kadar develeri arttirin. Develeri 
kurban edip adami saliverin" dedi.

Mekke'ye döndüler ve kadinin dediklerini yaptilar. Develerin sayisi yüzü 
buluncaya dek ok Abdullah'in aleyhine çikti. En sonunda Abdullah kurtuldu 
ve develer kurban edildi.

HZ. PEYGAMBERIN DOGUMU

Putlari kabul etmenin ve onlarin etkili olduguna inanmanin tek delili ve 
mesruiyeti gelenekti: Babalari, babalarinin babalari ve daha büyük atalari 
hep öyle yapmisti. Bununla birlikte Allah, Abdullah için büyük bir gerçeklik 
ifade ediyordu.

Ibrahim'in dinini tam anlamiyla sürdüren bir kaç kisi vardi ve daima 
olmustu. Onlar putlara ibadetin geleneksel olmaktan çok, sonradan ortaya 
çikmis bir tehlike (bid'at) oldugu kanaatindeydiler. Hubel'in Israilogullarinin 
altin buzagisindan pek farkli olmadigini görebilmek için tarihe bir göz atmak 
yeterliydi. Kendilerine Hanifler adini veren bu sahislarin putlarla hiç ilgisi 
yoktu ve putlari Mekke'yi pisleten ve alçaltan varliklar olarak görüyorlardi. 
Taviz vermekten uzak oluslari ve çogu seye karsi çikislari onlari Mekke 
toplumunun disinda kalmaya zorluyordu. Onlara karsi takinilan tavir, 
hosgörü, saygi veya kötü davranma, bir bakima kisiliklerini, bir bakima da 
kendilerini korumaya hazir olan kabileler tarafindan belirleniyordu.

FIL YILI

Abdulmuttalip dört tane Hanif taniyordu ve onlarin en saygini olan Varaka 
hristiyan olmustu. O bölgedeki hristiyanlar arasinda bir peygamberin 
gelisinin yakin oldugu fikri yaygindi. Bu inancin bu kadar yayilmasinin 
sebebi ise dogudaki kiliselerden bazilarinin bu inanci desteklemesi ve 
astrologlarla kahinlein de bu inanci paylasmasiydi. Yahudilere gelince, onlar 
da son gelen peygamberin Isa oldugunu bildikleri için yeni bir peygamberin 
gelecegi konusunda hemfikirdiler. Yahudi alimleri onlara peygamberin çok 
yakinda gelecegini, onun gelecegine delalet eden birçok isaretin 
görüldügünü ve muhakkak onun seçilmis kavim olan yahudilerden 
çikacagini söylüyorlardi. Varaka'nin da içlerinde bulundugu bir grup 
hristiyan ise bu konuda süphedeydiler; onlara göre peygamberin Arap 
olmamasi için hiç bir sebep yoktu. Araplarin, yahudilerden daha çok 
peygambere ihtiyaçlari vardi, çünkü en azindan yahudiler tek Tanri'ya 
tapma bakimindan Ibrahim'in dinini takip ediyor ve putlara tapmiyorlardi. 
Araplarin bu yalanci tanrilara tapmalarini ise sadece bir peygamber 
önleyebilirdi. Kabe'nin içinde ve çevresinde toplam 360 put vardi; bunun 
yanisira Mekke'de her evde, evin merkezini olusturan bir put bulunurdu. Bu 
uygulamalar sadece Mekke'ye özgü degildi, tüm Arabistan'a yayilmisti.

Develer kurban edilir edilmez, Abdulmuttalip kurtulan oglunu evlendirmeye 
karar verdi. Biraz arastirdiktan sonra, Vehb'in kizi Amine'yi uygun bir es 
olarak seçtiler. Abdulmuttalip, Amine'yi ogluna, kizkardesi Hale'yi de 
kendine istedi.

Abdulmuttalip o sirada yetmis yaslarindaydi, fakat yasina göre her 
bakimdan hala genç görünüyordu. Abdullah güzellikte zamanin Yusuf'u 
gibiydi ve o da yirmibes yasindaydi. Dügün yerine giderken yolda 
Varaka'nin kardesi Kuteyle'nin yanindan geçmislerdi ki "Ey Abdullah" diye 
bir ses duydular. Abdullah yüzünü Kuteyle'ye çevirdi, kadin ona nereye 
gittigini sordu. Abdullah "Babamla gidiyorum" diye cevap verdi. Kuteyle: 
"Beni simdi burada al ve benimle evlen, sana yerine kurban edilen develer 
kadar deve verecegim." dedi. Abdullah ise "Babamla beraberim, onun 
isteklerinin disina çikamam ve onu birakamam" diye cevap verdi.

Dügünden bir kaç gün sonra Abdullah yine Varaka'nin kardesi Kuteyle'ye 
rastladi. Kadinin gözleri yüzünü öyle arastirir bakislarla tariyordu ki, 
konusmasini bekler bir sekilde yaninda durdu. Kadin bir sey söylemeyince, 
bir gün önce söylediklerini neden tekrarlamadigini sordugunda Kuteyle'den 
su cevabi aldi: "Dün yüzünde varolan isik bugün yok. Bugün benim senden 
istediklerimi bana veremezsin."

Evlenmelerin meydana geldigi yil MS 569 idi. Bunu takip eden yil Fil Yili 
olarak bilinir ve birden fazla sebeple önem tasir.

RAHIP BAHIRA

Abdulmuttalib'in mallari hayatinin son döneminde oldukça azalmisti, 
ölümünden sonra ogullarina sadece çok küçük bir miras biakmisti. 
Ogullarindan bazilari, özellikle Ebu Leheb olarak taninan Abdu'l Uzza, 
kendiliklerinden zengin olmuslardi. Fakat Ebu Talib fakirdi. Bu nedenle 
yegeni kendisini, yasamini kazanmak için elinden geleni yapmaya zorunlu 
hissediyordu. Yasamini keçi ve koyunlara çobanlik ederek kazaniyordu ve 
gün geçtikçe Mekke'nin üstündeki tepelerde veya ötesindeki ovalarda 
yalniz geçirdigi günler artiyordu. Buna ragmen amcasi onu bazen 
beraberinde yolculuga götürüyordu. Bunlardan birinde, Muhammed 
(S.A.V.) dokuz, bir görüse göre de oniki yasindayken bir ticaret kervaniyla 
Suriye'ye kadar gitti. Busra'da, Mekke kervaninin her zamanki konak 
yerlerinden birinde, içinde nesilden nesile bir hristiyan rahibin yasadigi bir 
hücre vardi. Biri öldügünde, digeri onun yerini aliyor ve eski el yazmalarini 
da içeren manastirdaki bütün esyaya varis oluyordu. Bu el yamalarindan 
birinde Araplara bir peygamber gelecegi kayitliydi. Manastirda yasayan 
Rahip Bahira bu kitaplarin hepsinden haberdardi. Bu konuyla ilgilenmesinin 
asil sebebi ise Varaka gibi onun da peygamberin kendi yasam süresi içinde 
gelecegine inanmasiydi.

Bahira, Mekke kervaninin manastirdan pek uzak olmayan konak yerinde 
konakladigini bir çok defa görmüstü. Fakat bu sefer daha önce hiç 
karsilasmadigi bir seyle karsilasti ve dona kaldi: alçak ve küçük bir bulut 
onlarin üstünde yavas yavas ilerliyor ve sürekli yolculardan bir veya ikisi ile 
günesin arasinda yer aliyordu. Büyük bir ilgiyle onlarin yaklasmasini izledi. 
Birden ilgisi saskinliga dönüstü. Çünkü konakladiklari anda bulut hareket 
etmeyi durdurdu ve altinda gölgelendikleri agacin üstünde sabit olarak 
kaldi. Agaç ise dallarini asagiya indirerek onlarin iki kat gölgede olmalarni 
sagliyordu. Bahira böyle bir mucizenin öneml oldugunu biliyordu. Sadece 
yüce bir sahsiyetin varligi bu olayi açiklayabilirdi ve aniden beklenen 
peygamber aklina geldi.

Manastira kisa bir süre önce büyük miktarda yiyecek gelmisti, elindekilerin 
hepsini birlestirerek kervana söyle bir haber gönderdi: "Ey Kureysliler! 
Sizin için yiyecekler hazirladim ve buraya gelmenizi istiyorum. Yasli-genç, 
köle-hür hepinizi davet ediyorum."

Bunun üzerine hepsi manastira geldiler, fakat Bahira'nin tembihlerine 
ragmen Muhammed (S.A.V.)'i develerin ve yüklerin yaninda gözcü olarak 
biraktilar. Bahira oradakiler içinde kitapta tarif edilene benzer bir yüz 
göremeyince eksikligi farketti. "Ey Kureysliler! Geride kimse 
kalmadigindan emin misiniz?" diye sordu. "Baska kimse kalmadi" dediler, 
"sadece en küçügümüz olan bir erkek çocuk kaldiç" Bahira "Ona öyle 
davranmayin, onu da çagirin; bizimle beraber yemekte bulunsun" dedi. 
Sonra çocugu yemege çagirdilar.

Çocugun yüzüne bir kez bakmak Bahira için bu mucizeleri açiklamaya yetti. 
Yemek boyunca onu dikkatle incelediginde yüz ve vücut özelliklerinin kendi 
kitabinda anlatilanlara ne denli yakin oldugunu gözledi. Yemekten sonra 
rahip bu genç misafirin yanina gitti ve ona yasam sekli, uykulari ve genel 
konulardaki tavirlariyla ilgili bazi seyler sordu. Çocuk ona bu konularda 
ayrintili cevaplar verdi; çünkü adam saygidegerdi, sorular ise saygili ve 
hürmetkarca soruluyordu. Hatta rahip sirtina bakmak istediginde, gömlegini 
siyirmakta tereddüt etmedi. Bahira zaten kesinlikle onun peygamber oldugu 
kanaatindeydi. Bir de sirtindaki iki kürek kemigi arasinda, kitabinda 
anlatilan yerde peygamberlik mührünü görünce tüm süpheleri silindi. Bahira 
Ebu Talib'e döndü ve "Bu çocukla akrabalik dereceniz nedir?" diye sordu. 
Ebu Talib "Oglumdur" dedi. Rahip, "Oglunuz degil, bu çocugun babasi sag 
olamaz" dedi. Ebu Talib "Kardesimin ogludur" dedi. "Peki babasina ne 
oldu?" dedi rahip. Öteki "Daha annesi ona hamileyken öldü" dedi. "Iste bu 
dogru" dedi Bahira, "Kardesinin oglunu ülkene geri götür ve onu 
yahudilerden koru. Çünkü benim bildigimi onlar da bilirler ve görürlerse 
ona kötülük yaparlar. Kardesinin oglunun geleceginde büyük seyler gizli."

EVLILIK TEKLIFLERI

Mekke'deki zengin tüccarlardan birisi bir kadindi -Esed kabilesinden 
Huveylid'in kizi Hatice. Ayni zamanda hristiyan olan Varaka'nin ve kardesi 
Kuteyle'nin de kuzeni idi. O zamana dek iki kez evlenmisti ve ikinci 
kocasinin ölümünden beri kendi adina ticaret yapacak bir adam 
görevlendirmeyi adet edinmisti. Bunlardan biri de artik Mekke'de el-Emin 
(güvenilir), serefli olarak taninan Muhammed (S.A.V.)'di. Bu söhreti 
isekendisine emanet edilen ticaret kervanlarinin sahiplerinden yayiliyordu. 
Hatice, O'nu bir kölesini de yanina vererek ticaret kervaninin basina getirdi. 
Gidip dönene kadar yanindaki köle bir çok mucizelere sahit olmustu. 
Bunlari Hatice'ye anlatti, Hatice de Kuzeni Varaka'ya. Varaka "Eger bu 
dogruysa, Hatice, Muhammed (S.A.V.) kavmimize gönderilen 
peygamberdir. Uzun süreden beri bir peygamberin gelecegini biliyordum ve 
iste geldi."

Hz. Hatice, Hz. Muhammed (S.A.V.)'e evlilik teklifi götürdü. Hz. 
Muhammed (S.A.V.) maddi imkansizligini ileri sürerek "Ben böyle bir 
evliligi nasil yapabilirim?" dedi. Araci Nuseyfe "Orasini bana birak!" 
deyince Hz. Muhammed (S.A.V.) "O halde benden tarafi tamam" dedi. 
Gereken her sey yapildi ve aralarinda Hz. Muhammed (S.A.V.)'nin yirmi 
disi deve vermesi kararini aldilar.

ÇOCUKLARI VE HZ. ZEYID

Damat amcasinin evinden ayrildi ve gelinle birlikte yasamak üzere onun 
evine yerlesti. Hatice kocasina bir es oldugu kadar, onun en yakin arkdasi 
ve ideallerini ve isteklerini paylasan bir dostu idi. Acilar ve kayiplar olsa da 
evlilikleri çok mutlu geçiyordu. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (S.A.V.)'e alti 
çocuk dogurdu, iki erkek ve dört kiz. En büyük çocuklari Kasim adinda 
bir oglan çocuguydu. Bundan sonra O'na Ebu'l Kasim (Kasim'in babasi) 
denmeye baslandi. Fakat çocuk iki yasini doldurmadan vefat etti. Ikinci 
çocuklari Zeyneb adinda bir kizdi, onu üç kiz çocugu daha takip etti: 
Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatima. Son çocuklari ise yine çok az bir süre 
yasayan bir erkek çocuguydu. Evlendigi gün Muhammed (S.A.V.) 
babasindan miras kalan sadik cariyesi Bereke'yi azat etti. Hatice ise O'na 
kölesi Zeyd'i hediye etti. Zeyd iyi bir ailedendi, fakat yillar önce kaçirilarak 
köle olarak satilmisti. Muhammed (S.A.V.)'in kölesi olduktan aylar sonra 
bir gün daha önce yakalayamadigi bir firsati, ailesine haber gönderme 
imkanini yakalamisti: Mekke sokaklarinda kendi kabilesinden adamlara 
rastladi. Eger onlari bir önceki yil görmüs olsaydi, duygulari çok farkli 
olurdu. Böyle bir karsilasmayi uzun süredir arzuluyordu, fakat simdi 
saskinliga düsmüstü. Rahatinin iyi oldugunu ve geri dönmek istemedigini 
anlatmak üzere birkaç misra yazip gönderdi. Ailesi haberi aldiginda hemen 
yola çiktilar ve Hz. Muhammed (S.A.V.)'e Zeyd'i kendilerine satmasini 
teklif ettiler. Hz. Muhammed (S.A.V.) "Birakin kendisi seçsin, eger sizi 
seçerse hiçbir ücret istemeden onu size veririm; eger beni seçerse, ben; 
beni seçen birinin üstünde karar verici degilim."dedi. Zeyd'e soruldugunda 
sunlari söyledi: "Senin üstüne baska adam seçecek degilim. Sen bana 
annem ve babam gibisin." Ailesi hayret etti.

Hz. Muhammed (S.A.V.) daha sonraki konusmalari kisa keserek onlari 
Kabe'ye davet etti. Hicr'de ayakta durarak yüksek sesle sunlari söyledi: 
"Ey burada bulunanlar, sahid olun ki, Zeyd benim oglumdur, ben onun, o 
da benim varisimdir." O günden sonra Zeyd, Zeyd Ibn Muhammed diye 
anilmaya basladi.

KABE'NIN YENIDEN INSASI

Hz. Muhammed (S.A.V.) 35 yasinda iken Kureys'liler Ka-be'nin tekrar 
insasina karar verdiler. Kabe yikildiktan sonra Hacerü'l Esved'in bulundugu 
kösede Süryanice bir yazi buldurlar ve onu bir yahudiye okuttular. "Ben 
Allah'im ve Bekke (Mekke)'nin Rabbiyim. Mekke'yi ve gökleri ben 
yarattim, Ay'a ve Günes'e sekil verdigimi ve Günes'in etrafina dokunulmaz 
olan yedi melegi yerlestirdigim gün yarattim. O (Mekke), insanlara süt ve su 
ile yardim eden iki tepe varoldukça varolmaya devam edecektir." yazmakta 
idi. Bir parca yazida Ibrahim makaminda Kabe'nin kapisi yaninda Hz. 
Ibrahim'in ayak izini tasiyan kayanin altinda bulundu. "Mekke, Allah'in 
kutsal evidir. Onun sürekliligi üç yönden gelir. O'nun yakinindaki insanlar 
onu ilk kirletenler olmasin."

Ka-be'nin yapilmasinda bütün kabileler çalisti ve yeniden yapildi. Sira 
Hacerü'l Esved tasinin yerine konulmasina geldiginde yerlestirme serefine 
tüm kabileler nail olmak istemekte idiler. Aralarinda anlasamiyarak ihtilafa 
düstüler. Bu tartisma bir kaç gün sürdü ve yasli bir adam söyle bir öneri 
getirdi: "Mescid'e ilk giren hakem olsun." Tam busirada Hz. Muhammed 
kapidan içeri girdi. Hepsi Muhammed Emin'dir karari kabulumuzdür 
dediler. Durumu kendisine anlattilar. Hz Muhammed bana bir kumas getirin 
dedi. Kumasi yere serdi. Hacerü'l Esvedi kendi elleriyle kumasin üzerine 
yerlestirdi. Her kabilenin reisi bezin ucundan tutsun. dedi. Tas yükselincede 
onu yerine kendi elleriyle yerlestirdi. Böylece insaatin kalan kismina devam 
edildi ve sorun çözüldü.

ILK VAHIY VE PEYGAMBERLIK

Hz. Muhammed'e bazi haller olmaya basladi. Bunlarin nasil oldugu 
soruldugunda "uykuda iken gelen sabahin aydinligi gibi gerçek görüntüler" 
oldugu söylerdi. Hira dagindaki bir magaraya inzivaya çekilmeye basladi. 
Sehirden ayrilip magaraya yaklastiginda "Ey Allah'in Rasülü, sana selam 
olsun." seslerini duyardi. Geriye dönüp bakinca agaçlar ve taslardan baska 
hiç bir sey göremezdi. Ramazan ayinda kirk yasinda iken insan seklinde bir 
melek geldi ve O'na "OKU" dedi. O, "ben okuma bilmem" deyince, Melek 
onu eline aldi ve dayanabilecegi son nokyata kadar sikti. Sonra tekrar 
"OKU" dedi. "Ben okuma bilmem!". Üçüncü kez ayni olay tekrarladindi. 
ve biraktiginda söyle dedi:

Insana bilmedigini ögretti. (A'lak Suresi 1-5) Bunlar Kur'an-i Kerimin ilk 
gelen ayetleridir.

O bu sözleri melegin arkasindan tekrarladi ve melek onu birakip gitti. (Bu 
melek vahiy meledigi Cebrail A.S.'di) Sonra Peygamberimiz Hira 
magarasindan evine döndü. Olaylari Hz Hatice validemize anlatti. Hz. 
Hatice O'na "-Senin peygamber olacagini umuyordum. Ne mutlu sana. 
Müjdeler olsun sana!" dedi. Hz Hatice hemen amcasinin oglu Varaka Bin 
Nevfel'e olanlari anlatti. Varaka'nin cevabi: "-Bu gördügün Allah-i Tealanin 
Musa'ya indirdigi Namus-u Ekber'dir. (Cebrail'dir) Ah keske senin davet 
günlerinde genç olsaydim. Kavmin seni çikaracagi günlerde hayatta 
bulunsaydim." dedi ve Rasulullahin mübarek baslarindan öptü.

Ilk vahiyden sonra vahiy belli bir süre kesintiye ugradi. Bu sessizlik 
döneminden sonra onu temin edici bir vahiy geldi. (Duha Suresi 1-11)

ILK EMIR NAMAZ

Hz Muhammed (S.A.V) en yakin ve sevgili buldugu kisilere Melek ve 
Vahiy hakkinda gördüklerini anlatmaya basladi.Bir gün Cebrail ona geldi ve 
topuguyla çimenlige vurdu. Oradan hemen su fiskirmaya basladi.Namazdan 
önce nasil temizlenecegini peygambere gösterdi ve abdest aldi. Peygamber 
onu taklit ettive namazi nasil kilacagini, kiyam, rüku, sücud ve tesehhüd 
mikteri oturmanin nasil yapilacagini ögretti ve namaz vakitlerini ögretti. 
Peygamber evine dönünce ögrendiklerini Hatice'ye de ögretti ve birlikte 
namaz kildilar.

Din artik abdest ve namaz esalari üzerine kurulmustu.Hatice'den sonra bu 
esalari ilk uygulayanlar Ali, Zeyd, Ebu Bekir idi.

AILENI UYARIP KORKUT

Henüz Islam'a açik bir çagri yapilmamisti, fakat gün geçtikçe mü'minler 
grubuna kadin-erkek bir çok genç katiliyordu. Peygamberin kuzenleri de 
dahil bir çok akrabasi yeni dine girmelerine ragmen amcalarindan hiçbiri 
onun pesinden gelmeye yatkin görünmüyordu. Ebu Talib, Hamza ve Abbas 
Peygamberi kisisel olarak sevdikleri halde, Ebu Leheb açikça yegeninin 
sapik oldugunu söylüyordu.

"(Öncelikle) en yakin hisimlarini(asiretini) uyarip korkut."(Suara :214) 
ayetinden sonra Peygamber(sav),Ali!yi çagirip Abdulmuttalib ogullarini bir 
araya toplamasini, onlara yemek verecegini söyledi. Hasim Kabilesi gelince 
1 koyun budu ve bir masrapa süt bütün kabileyi doyurmaya yetti.

KUREYS KARSI ÇIKIYOR

Islâm'in ilk günlerinde, müslümanlar sik sik Mekke'nin disina gider ve 
topluca namaz kilarlardi. Bir gün birkaç putperest,onlar namaz kilarken 
alay edince Zühre Kabilesinden Sa'd kafirlerden birini yaraladi. Bu Islam' 
da ilk kan dökülmesi oldu. Fakat Peygamber Efendimize sik sik gelen 
vahiylerde sabrin tavsiye edilmesini dikkate alarak o günden sonra 
siddetten kaçinmaya karar verdiler. "Onlarin demelerine karsi sen sabret 
ve onlardan güzel kopma(düsünce ve eylem bakimindan köklü bir 
tutum )ile kopup ayril" ve "Sen simdi o küfretmekte olanlara mühlet 
ver, kendilerine az bir süre tani"(Müzemmil:10-11)

Kureys'ten bir grup Ebu Talib'e gelip yegenini engellemesini, yoksa savas 
çikaracaklarini söylediler. O da yegenine haber göndererek kendini 
korumasini istedi. Kureysin korkusu o sene hacca gelecek olanlarin 
Muhammed (sav) ve taraftarlarinin putlari horgördügünü farkedip, bir daha 
Mekke'ye gelmemeleri ve bunun sonucu olarak da hem ticaret hem de 
Mescit koruyucularinin seref ve haysiyetinin kötü duruma sokulacak 
olmasiydi

Kureys bu durumu önlemek için çesitli yöntemler aradi.Mekke'ye gelen 
Arap'lara, Muhammed' in (sav) araplari temsil etmedigi anlatilmaliydi. 
Bunun yanisira baska seyler söylemek gerekliydi.Önce mecnun (deli) veya 
sair demeyi düsündüler, fakat daha sonra büyücü demek konusunda 
hemfikir oldular. Çünkü biliyorlardi ki Muhammed insan kazanmak 
konusunda çok basariliydi.

Planlarini titiz bir sekilde uygulamalarina ragmen, nasibi olanlarin Islam'a 
girmesine engel olamadilar. Mekke'ye gelen hacilar,kendilerine 
düsmanlarindan farkli bir hikaye anlatan Peygamber (sav) taraftarlariyla 
karsilastilar ve her biri yaratilisinin geregi olarak iman etti.Arabistan'in her 
yerinde, özellikle de Yesrib'de yaygin olarak yeni dinden bahsedilmeye 
baslandi.

EVS VE HAZREÇ

Evs ve Hazreç kabileleri kendileriyle birlikte Yesrib'de yasayan bazi yahudi 
kabileleriyle müttefiktiler. Fakat çogunlukla aralari kötü idi.Çünkü tek 
tanrici yahudiler, Allah'in seçilmis kullari olarak, çok tanrili Arap'lara 
güçlerinden dolayi saygi duymalarina ragmen kisaknçlik besliyorlardi. 
Yahudi alimleri ve kahinler,peygamberin nereye gelecegini soranlara 
Yemen tarafini isaret ederlerdi. Yesribliler Mekke'de bir peygamber 
gelecegini duyunca dikkat kesildiler, çünkü zaten akide olarak tek tanrici 
akideye asina idiler. Yahudiler, onlarla iyi geçindikleri zamanlarda, Tanri'nin 
biriligini ve insanin esas amacinin ne oldugunu anlatirlar ve bu konuyu 
birlikte tartisirlardi.

Yahudiler peygamber gelecegine inaniyor; fakat "Allah nasil olur da seçilmis 
olmayan bir milletten birini peygamber olarak gönderir."diye 
inanmiyorlardi.Bunun yaniisra Hazreçliler, simdi bir peygamber oldugunu 
iddia eden ve daha önce çocukken annesiyle, sonralari da Suriye'ye 
giderken birçok kez ugramis Yesrib'e ugramisolan bu adamla aralarinda 
güçlü kan bagi oldugunun farkindaydilar.Hacilar ve Mekke'yi ziyaret 
edenlerin getirdigi haberlerle desteklenen tüm bu faktörler, vadi halkinin 
üzerinde etkisini göstermeye basladi.

Evs ve Hazreç Kabileleri arasinda; -2 kisi arasindaki bir çatismadan 
dolayi- savas baslamisti ve bu baslica sorun haline gelmisti.Bu nedenle 
Evs'in ileri gelenleri, Mekke'ye,Kureyslilerden Hazreç'e karsi yardim 
istemek üzere bir delege göndermeye karar verdiler. Delegeler,Kureys'ten 
cevap beklerken Peygamber(sav) yanlarina geldi; o da görevinden ve teblig 
etmekle yükümlü oldugu dinden bahsetti,Kur'an'dan bir bölüm okudu.Muaz 
oglu Ilyas ona inandi.Bu nedenle o,Islam'a giren ilk Yesrib'li sayilabilir.

EBUCEHIL VE HAMZA

Mekke'deki Mü'minlerin sayindaki artis,beraberinde kafirlerin düsmanligini 
da arttirdi. Islam'in en kötü düsmanlarindan biri, ailesi ve arkadaslari 
arasinda Ebu'l Hakem diye anilan,mü'minlerinse adini Ebu Cehil(cehaletin 
babasi ) koyduklari Mahzum kabilesinden Amr idi. O zaman Mahzumilerin 
basinda bulunan Velid'in de yegeni oluyordu ve onun yerine geçeceginden 
emindi. Peygamberi kötülemek için çalisanlarin en usanmazi ve onu büyücü 
diye adlandiranlarin en bagirgani idi. Çaresiz Mü'minlere karsi acimasizlikta 
çok asiri idi ve diger kabileleri de buna tesvik ediyordu.

Bir gün Peygamberimizi (sav) Mescid'in disindaki Safa kapisi yakininda 
otururken gördü. Karsisina geçerek agzina gelen bütün küfürleri söyledi. 
Peygamber(sav) ona sadece bakti, hiçbirsey söylemedi. Ebu Cehil 
Kureyslilerin yanina döndü. O sirada avdan dönen Hamza karsidan 
gözüktü. Onun yaklastigini görünce, Safa kapisina yakin olan evinden bir 
kadin çikti ve onu durdurdu. Peygambere bagli olan bu kadin,  Ebu Cehil'in 
Peygambere(sav) küfürlerini duymus ve sinirlenmisti. Hamza'ya; Ebu 
Cehil'in yegenine küfür ve hakaret ettigini, onun da karsiliginda hiçbirsey 
söylemedigini anlatti. Kabe' yi isaret ederek Ebu Cehil'in orada oldugunu 
belirtti.Hamza yumusak huylu bir insandi,bununla birlikte Kureys'in en 
cesuru idi,kizdirildiginda ise en sert adami olurdu. Su anda güçlü yapisi 
kizginliktan sarsiliyordu. Kabe'ye giren Hamza, Ebu Cehil'in yanina giderek 
yayi tüm gücüyle arkasina indirdi. "Ben de onun dinindenim, onun iddia 
ettiklerinin hepsini onayliyorum. Eger karsi çikmaya gücün varsa bana karsi 
çik." Ebu Cehil kendisine yardim etmek isteyenleri durdurarak söyle dedi: 
"Birakin, Ebu Umare istedigini yapsin, çünkü Tanri'ya andolsun ki onun 
yegenine çirkince küfrettim."

KUREYS'IN ISTEKLERI VE TEKLIFLERI

Hamza'nin müslüman olusundan sonra Kureys artik Peygamber'e, 
Hamza'nin koruyacagini düsünerek, direkt saldirilarda bulunamiyorlardi. 
Bunun için Muhammed (s.a.v.)'e teklif götürmeye karar verdiler. O'na 
"Sen, bildigin gibi kabilenin soylularindansin ve senin soyun sana serefli bir 
konum sagliyor. Fakat sen halkina ciddi ve tehlikeli bir mesele getirdin, 
bununla onlarin toplulugunu birbirinden ayiriyor, onlarin yasam tarzinin 
saçma oldugunu söylüyor, dinlerini ve tanrilarini küçümsüyorsun ve onlarin 
atalarina kafir diyorsun. Eger istedigin zenginlikse, mallarimizi birlestirir seni 
aramizda en zengin kimse yapariz.. Eger istedigin serefse, seni liderimiz 
yapariz ve senin sözünden hiç çikmayiz. Ve eger kral olmak istiyorsan seni 
kral yeperiz. Eger sana musallat olan cinden ve hastaliktan kurtulamiyorsan 
sana bir hekim buluruz ve iyilesene dek senin için tüm servetimizi harcariz. 
Peygamber (s.a.v.), ayetlerle etkileyici bir cevap verdikten sonra okumasini 
su sözlerle bitirdi:

"Gece, gündüz, günes ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz günese de, aya da 
secde etmeyin. Allah'a secde edin ki, bunlari kendisi yaratmistir. Eger O'na 
ibadet edecekseniz."

Onlarin tek cevabi daha önce kaldiklari yerden devam etmeleriydi. Eger 
onlarin tekliflerini kabul etmiyorsa, Allah'in elçisi olduguni ispatlayacak 
birseyler göstermeliydi, o zaman mesele hallolurdu. "Rabbinden 
çevremizdeki daglari kaldirmasini, topragi dümdüz yapmasini ve 
ülkemizdeki daglari kaldirmasini, topragi dümdüz yapmasini ve ülkemizden 
Suriye ve Irak gibi nehirler akitmasini iste... Veya bizin için bunlari 
istemeyeceksen kendin için bir seyler iste. Allah'tan senin sözlerini 
dogrulayip bizimkileri yalanlayacak bir melek indirmesini iste... ki senin 
Allah katinda ne kadar degerli olduguni görelim." Peygamber onlara su 
cevabi verdi: "Ben Allah'tan böyle seyler isteyecek degilim, çünkü O beni 
uyarmam ve müjdelemem için gönderdi." Onu dinlemeyi reddederek söyle 
dediler: " O zaman gökyüzünü parça parça üzerimize indir." Bunu su ayete 
karsi söylüyorlardi: "Eger biz dilersek onlari yerin dibine geçirir, ya da 
gökten üzerlerine parçalar düsürürüz." "Karar verecek olan Allah'tir, dilerse 
yapar" diye cevap verdi Peygamber (s.a.v.).

KUREYS'IN ILERI GELENLERI

Peygambere tabi olanlar sürekli artiyordu. Fakat bunlarin hemen hepsi ya 
köle ya azatli ya da Mekke disindaki Kureyslilerden olusuyordu. 
Abdurrahman, Hamza ve Erkam istisna hepsi zayif idiler, bunlar da liderlik 
vasfindan uzaktilar. Bu nedenle Peygamber (sav), içinde amcasi Ebu 
Talib'in de bulundugu Kureys liderlerinden hiç olmazsa birkaçini kazanmak 
istiyordu. Eger Ebu Cehil'in amcasi Velid'in destegini kazanirsa, davetini 
daha kolay yapabilecekti. Bir Gün Peygamber (sav) Velid'le sohbete 
dalmisken, Islam'a henüz girmis kör bir adam yanlarindan geçti; 
Peygamberin (sav) sesini duyunca kendisine Kur'an'dan bir parça 
okumasini rica etti. O da biraz sabirli olmasini istedi. Adam israr edince 
Peygamber (sav) hiddetlendi ve ondan yüzünü çevirdi. Sohbeti yarim 
kalmisti. Fakat bunun bir kaybi yoktu, çünkü Velid mesaja tamamen 
kapaliydi.

O anda vahiy geldi."Surat asti ve yüz çevirdi;kendisine o kör geldi 
diye."

Kisa süre sonra Velid "Ben Kureys'in en üstünü oldugum halde bana 
gelmiyor da Muhammed'e mi vahiy geliyor?" diyerek kendini begenmisligini 
ortaya koyuyordu. Ebu Cehil de ondan geri kalmiyordu: "Biz, Abdu Menaf 
ogullari ile aramizda seref konusunda yaris ederiz.Simdi onlar ' Bizim 
adamlarimizdan biri Peygamber'dir. Ona gökten vahiy geliyor.' diyorlar. Biz 
onun bir esini ne zaman elde edecegiz.Tanri'ya andolsun ki biz ona 
inanmayacagiz." diyordu.

Digerleri de Ebu Cehil kadar olmasa da ayni seyi düsünüyorlardi.Hepsi de 
degisik derecelerde vahyin diline ve üslûbuna duyarliydilar.Fakat anlamina 
gelince babalarinin hiçbirsey kazanmadigini ve onlarin tüm çabalarinin bosa 
gittigini vurgulayan âyetlere gönüllerini kapatmislardi: "Bu dünya hayati, 
yalnizca bir oyun ve (eglence türünden) 'tutkulu bir 
oyalanmadir.'Gerçekte ahiret yurdu ise, asil hayt odur.Bir 
bilselerdi."(Ankebut:34).

KORKU VE ÜMIT

Elbette gençlerin ve zayiflarin hepsi ilahi daveti hemen kabul etmemisti; 
fakat hiç olmazsa küçük yasamlarini bir klarnetin notalari gibi bölen davet 
ve vaazlarin önem ve siddetine karsi kulaklarini tikamalarina neden olacak 
kendini begenmislikleri yoktu.Osman'in çölde duydugu:"Ey uykudakiler, 
uyanin" sesi vahyin kendisiydi.ve daveti kabul edenler uykudan 
uyanmislardi.

Kafirlerin tutumu su sözlerle ifade edilebilir:"Bu dünya hayatimizdan 
baskasi yoktur.Ve bizler diriltilecek de degiliz."(en'am:29)Bu sözlere 
ilahi cevap da suydu:"Biz gögü, yeri ve ikisi ikisi arasindakileri oyun 
olsun diye yaratmadik."(Enbiya:16;Duhan:38) "Bizim bos bir amaç 
ugruna yarattigimizi ve sizin gerçekten bize döndürülüp 
getirilmeyeceginizi mi sanmistiniz?"(Mü'minûn:115)Bu ayetlerse henüz 
küfrün yerlesmedigi kimselerde etkisini gösteriyorduve bunda emirleri 
getiren elçinin etkisi çok büyüktü.

"Süphesiz:'Bizim Rabbimiz Allah'tir.'deyip dosdogru bir istikamet 
tutturanlar (yok mu) onlarin üzerlerine melekler iner (ve der 
ki):'Korkmayin ve hüzne kapilmayin,size vadolunan cennetle 
sevinin.Biz dünya hayatinda da ahirette de sizin velileriniziz..Orda 
nefislerinizin arzuladigi hersey sizindir ve istemekte oldugunuz hersey 
de sizindir.Çok bagislayan, çok esirgeyen (Allah)'tan bir agirlanma 
olarak"(Fussilet:30-32)

Benzer bir ayet: 
"Bu mu daha hayirli, yoksa takva sahiplerine vadedilen cennet mi? Ki 
onlar için bir mükafat ve son duraktir.Içinde ebedi kalicilar olarak, 
orada her istedikleri onlarindir, bu rabbinin üzerinde istenen bir 
va'didir."(Furkan:15-16)

Gerçek Mü'minler "Bizimle Karsilasmayi umanlar"diye tanimlanmistir.Oysa 
kâfirler:"Bizimle karsilasmayi ummayanlar,dünya hayatina razi olanlar 
ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden habersiz(gafil) 
olanlar."dir. Mü'min'in tutumu, her konuda kafirinkinin aksi olmalidir. 
Hakk'a uyanik olmak sadece ümitlerin bu dünyadan Ahirete çevrilmesi 
degil, Dünyada her tarafa serpilmis olan ayetlerden ders almasidir:

"Gökte burçlari kilan, onlariniçinde bir aydinlik ve nurlu bir ay 
vareden (Allah) ne yücedir.O gece ile gündüzü birbiri ardinca 
kilandir;ögüt alip düsünmek ya da sükretmek isteyenler 
için."(Furkan:61-62)

Kureys liderleri küstahça peygamberlerden bu ayetleri (isaret ve mucizeleri) 
göstermesini istediler.Gökten onu destekleyen bir melegin gelmesini veya 
onun göge yükselmesini istiyorlardi. Ve bir gün dolunayin aydinlattigi bir 
gecede, bir grup kâfir gelerek, eger gerçekten Allah'in Resûlü ise Ay'i ikiye 
bölmesini istediler. Mü'min ve kararsizlari da  içeren büyük topluluk, Ay'i 
ikiye ayrilmis görünce büyük bir saskinlik yasadilar. Peygamber(sav) "Iste 
sahit olun." dedi. Bu mucizeyi asil isteyenler inkar ettiler ve bunun büyü 
oldugunu söylediler. Diger taraftan inananlar sevindi, kararsizlarin bazilari 
iman etti, bazilari da imana yaklasti.

"Kendileri bakmiyorlar mi o deveye, nasil yaratildi? Göge nasil 
yükseltildi? Daglara; nasil oturtulup-kuruldu? Yere; nasil yayilip 
dösendi?"(Gasiye:17-20)

Inananlardan beklenen korku ve ümidin her ikisi de Allah'a götüren 
davranislardir. Allah'a sükrün belirtisi olarak söylenen "Hamd alemlerin 
Rabbi olan Allah'adir." sözü ayni zamanda korku da tasir. "Rahman ve 
Rahim olan Allah'in adiyla" sözü insani ümitle ayni yöne yöneltir. Bu, en 
belirgin sekilde Fatiha sûresinde yer almistir : "Hamd, alemlerin Rabbi, 
Rahman, Rahim ve din gününün maliki olan Allah'adir.Biz yalnizca 
sana ibadet eder ve yalnizca Senden yardim dileriz.Bizi dosdogru yola 
ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba ugrayanlarin ve 
sapiklarinkine degil..." Kur'an'in son sürelerinden Ihlas suresi de Islam 
ögretisinin en güzel ve tam ifadesini yazan bir sûredir.

"De ki: O Allah birdir. Allah Samed'dir. O dogurmamis ve 
dogrulmamistir.Ve hiç birsey O'nun dengi degildir."(Ihlas Sûresi)

ES-SAA (KIYAMET)

Kafirlerin siki sik öne sürdügü seylerden biri de, eger Allah gerçekten vahiy 
gönderdiyse bir melek göndermeliydi fikri idi. Buna karsi Kur'an'in cevabi 
suydu: 
"Eger yeryüzünde (insan degil de) tatmin bulmus yürüyen melekler 
olsaydi, biz de onlara göklerden elçi olarak elbette melek 
gönderirdik."(Isra:95)

Cebrail'in zaman zaman yeryüzüne inmesi onu Kur'anî anlamda elçi 
yapmiyordu. Elçi olabilmek için, mesaj getirilen insanlar arasinda yeryüzüne 
yerlesmek gerekliydi. Kur'an söyle diyordu: 
"Bize kavusmayi ummayanlar dediler ki: 'Bize meleklerin indirilmesi 
ya da Rabbimizi bir görmemiz gerekmez miydi? 'Andolsun onlar kendi 
nefislerinde büyüklüge kapildilar ve büyük bir azginlikla bas 
kaldirdilar. Melekleri görecekleri gün, suçlu günahkârlara bir müjde 
yoktur. Ve ogün (melekler onlara) derler ki:'(Size sevinçli haber) 
yasaktir,yasak.' "(Furkan:21-22)

Bu yasaklama, onlarin dünya ile ahiret arasina bir perde çekilmesi için 
yalvarmalarina, ama kibir içinde yalvarmalarina karsiliktir. Sema ile direkt 
baglantiya geçildiginde ve dünya yerle bir olup zaman ve mekan 
anlamsizlastiginda ebedi son gelmis olacaktir. "Insanlarin, her yana dagilmis 
'pervaneler gibi olacaklari gün ve daglarin da etrafa saçilmis' renkli yünler 
gibi olacaklari gün"   ve çocuklarin saçlarini agartan gün.", "Gerçekten 
Rabb'inin katinda bir gün, sizin saymakta olduklarinizdan bin yil gibidir."

Kiyameti beklemek, muhakemeyi beklemektir. Kur'an, dogruyu yanlistan 
ayiran bir vahiy kitabidir. Çünkü vahiy ezeli ebedi olanin fani iolanda 
görünmesidir.ve bu nihai muhakemeye öncülük eder. Bu muhakeme 
sonucunda Cennet'le Cehennem açikça görülür. Iyilik ve kötülügün izleri 
artik ortaya çikmistir. Peygamberin(sav) dogru yola çagirmasi kendisine 
karsi koyanlarin sapikligini tespit ettigi gibi, kendisine tabi olanlari da 
mükemmellik derecesine ulastirir.

Bu konuda birçok ayet indirilmistir: 
"Andolsun, biz bu Kur'an'da çesitli açiklamalar yaptik, ögüt alisverisi 
düsünsünler diye.Oysa bu, onlarin daha da uzklasmalarindan 
baskasini getirmiyor."(Isra:41) 
"Biz onlari korkutmayiz.Fakat (bu) onlarda büyük bir azginliktan 
baska birsey artirmiyor."(Isra:60)

ÜÇ SORU

Kureysliler toplandikleri her seferde, kendilerince en büyük problem 
telakki ettikleri konu hakkinda mutlaka konusurlardi.Bu defa da 
Yesrib'deki Yahudi Alimlerine danismaya karar verdiler."Onlara 
Muhammed'den bahsedin , onu tarif edin ve söylediklerini iletin ;Çünkü 
onlar ilk kutsal kitaba inaniyorlar ve mutlaka peygamberler hakkinda 
bilgileri vardir, bizim se hiçbir bilgimiz yok" dediler.Yahudi alimleri su 
cevabi verdi"Ona bizim söyleyecegimiz 3 soru sorun.Eger bunlara cevap 
verebilirse, o Allah'in peygamberidir, fakat cevap veremezse yalanci ve 
sahtekârdir  .Ona eski günlerde ülkesini terk eden genç adamlari, onlara ne 
oldugunu ve ilginç hayat hikayelerini sorun. Yeryüzünün ötesine, dogusuna 
ve batisina ulasan uzak yollarin yolcusundan haber vermesini isteyin.Bir de 
Ruh'u, onun ne oldugunu sorun.Eger size bunlari söylerse ona uyun, çünkü 
o bir peygamberdir."

Elçiler gelince Kureys liderleri bu 3 soruyu sordu. Peygamber(sav) de 
"Yarin size bunlarin cevabini verecegim." dedi, fakat "Insaalah" demeyi 
unuttu. Ertesi gün Kureysliler cevap için geldiginde onlari geri gönderdi. O 
günden itibaren onbes gün boyunca hiçbir vahiy gelmedi.Cebrail de hiç 
yanina ugramadi. Mekkeliler onunla alay ettiler, o ise bu sözler için 
bekledigi yardimi alamadigi için üzülüyordu. En sonunda Cebrail, onu teselli 
eden ve 3 soruya da cevap veren vahyi getirdi. Bu uzun bekleyisin sebebi 
su ayetlerle açiklaniyordu: "Hiç bir sey hakkinda 'Ben bunu yarin mutlaka 
yapacagim.' deme.Ancak: 'Allah dilerse'(yapacagim de)."

Vahyin bu gecikisi peygamberi üzmesine ragmen mü'minlere güç 
kazandirmistir. Her ne kadar kâfirler bu gecikmeden sonuç çikarmayi 
reddettilerse de, kafalarinda süphe olan birçok Kureys'li için bu, vahyin 
Peygamber tarafindan uydurulmadigina, bilakis Allah'tan geldigine delil idi. 
Eger Muhammed (sav) daha önceki vahiyleri uydurdu ise, bu alay edilme 
ve üzüntüye ragmen bu kez vahyi geciktirmesi anlamsiz degil miydi?

Inananlar herzaman oldugu gibi vahyin kendisinden güç aliyorlardi. 
Kureysliler, eski günlerde ülkesini terkeden gençlerin hikayesini 
sorduklarinda _bu hikâyeyi o zamana kadar Mekke'de hiç kimse 
duymamisti_bu hikayenin o anki durumlariyla ilgili oldugunu, inananlarin 
yüceligini ve inanmayanlarin kötülügünü anlattigini bilmiyorlardi. Efes'li 
uyuyanlarin hikayesi söyle anlatilir : Milattan sonra III.yy.in ortalarinda halki 
putperestlige sapmis olan bir grup genç Allah'a imani muhafaza ediyorlardi, 
halk da onlari bu yüzden cezalandiriyordu. Bu eziyetlerden kaçmak için bir 
magazaya sigindilar ve orada 300 yil kadar uyudular.

Yahudilerin o zamana dek bildiklerinden baska Kur'an-i Kerim'deki kissa 
hiçbir insanin görmedigi ayrintilardan da bahseder.Örnegin, uyuyanlarin 
uyandiktan sonra yüzyillar boyu uyuduklarini nasil farkettiklerini ve 
köpeklerin ön ayaklarini kapinin esigine nasil uzatarak yattigini anlatir.

Ikinci soruya gelince, bu büyük yolcu Zü'l-Karneyn'dir. Vahiy onun doguya 
ve batiya yaptigi yolculugu anlatir ve sorulandan fazlasina cevap vererek 
3.yolculuktan bahseder. Zü'l-Karneyn iki dagin arasinda yasayan bir 
topluluga rastlar ve o topluluk Zü'l-Karneyn'e kendilerini Yecüc, Mecüc ve 
cinlerden koruyacak bir duvar yapmasi için yalvarirlar.Allah da ona cinleri 
ve kötü ruhlari bir yere toplama gücü verir. O belirli günde, bu kötü ruhlar 
yeryüzünde büyük karisikliklara sebep olacaklardir. Onlarin ortaya çikisi, 
Kiyamet saatinden önce olacaktir ve vaktin yaklastigini gösteren 
isaretlerden biri olacaktir.

Üçüncü soruya cevap olarak Vahiy, insanin aklî kapasitesinin ruhu 
kavarmaya yetmeyecegini söyler: "Sana ruhtan sorarlar, de ki:'Ruh, 
Rabbimin emrindedir, size ilimden yalnizca az birsey verilmistir.' 
"(Isra:85)

Yahudiler, Peygamberin(sav) sorulara verdigi cevaplari ilgiyle karsiladilar 
ve son cümledeki "ilmden az verilmistir" ibaresinin yahudileri mi yoksa 
Araplari mi kasdettigini sordular.Peygamber:"Her ikisini de" cevabini 
verince kendilerinin her türlü konuda bilgi sahibi oldugunu söyleyerek karsi 
çiktilar.Çünkü onlar ,Kur'n'in da tasdik ettigi gibi herseyi ayri ayri 
açiklayan(En'am:154) bir kitap olan Tevrat'i okuyorlardi.Peygamber 
onlara söyle dedi: "Sizin bildikleriniz Allah'in ilmi yaninda çok azdir.Fakat 
yine de eger uygulasaniz bildikleriniz size yeter."Bundan sonra su ayet nazil 
oldu:"Eger yeryüzündeki agaçlarin tümü kalem ve deniz de -onun ardina 
yedi deniz eklenerek -(mürekkep) olsa, yine de Allah'in kelimeleri 
yazmakla tükenmez."(Lokman:27)

Kureys liderleri yahudi alimlerini sözüne uymadilar,Yahudi alimleri de tüm 
sorulara cevap vermesine ragmen onu kabul etmediler.Fakat bu cevaplar 
baskalarinin Islâm'i kabûl etmesine neden oldu.Peygamberin taraftarlari 
arttikça düsmanlari yasam tarzlarinin tehlikeye girdigini daha çok anliyor ve 
kabilelerindeki müslümanlara iskenceler yapiyor, onlari dövüyor, aç ve 
susuz birakiyorlardi.

Iskence yapanlarin en acimasizi Ebû Cehîl'di Eger yeni dine giren kisinin 
kendisini koruyacak güçte bir ailesi varsa ona iskence edemiyor fakat 
hakaret ediyirdu. Zayif kimselere iskence ediyor, diger kabileleri de buna 
tesvik ediyordu.Kabilesindeki Yasîr,Sümeyye ve ogulleri Ammar'a (ra) 
inkence edilmesine ve bunun sonucunda Sümeyye'nin ölümüne o sebep 
oldu.Diger kabiledekiler onlar kadar dayanikli olamadilar. Içlerinden 
gelmese de " Lat ve Uzza da Allah gibi sizin tanrilariniz degil mi? diye 
soruldugunda "Evet" diyorlardi.Bu insanlar artik Islâm'i açikça 
yasayamiyorlar, çogu gizli olarak bile yasayamiyordu. 
Peygamber(sav),kendisi iskenceden kurtulabildigi halde, diger mü'minlerin 
sürekli iskence çektiklerini görünce onlara söyle dedi:"Eger Habesistan'a 
giderseniz, orada hiç kimseye haksizlik adaletsizlik yapmayan bir kral 
bulacaksiniz.Orada dine simsiki bagli bir yasam vardir.Allah size 
çektiklerinizden bir kurtulus yolu gösterene dek orada kalan kalin."Bunun 
üzerinebir grup mü'min Habesistan'a gitmek üzere yola koyuldu. Bu, 
Islâm'daki ilk hicret idi.

MIRAÇ

Ebû Talib'in karisi Fatimâ müslüman olmustu, Ali ve Cafer'in kizkardesleri 
olan Ümmü Hani (ra) de Islâm'a girmisti.Fakat kocasi Hubeyre, Allah'in 
birigine kapali idi. Bununla beraber peygamber her geldiginde onu iyi 
karsilar, namaz vaktiyse evdeki müslümanlar cemaatle namaz kilarlardi. 
Böyle günlerin birinde Peygamber (sav), namazini kildiktan sonra Ümmü 
Hani 'nin teklifini kabul ederek geceyi onlarda geçirdi, fakat uyuduktan kisa 
bir süre sonra kalkarak Mescid-i Haram'a gitti.Çünkü geceyi orada 
geçirmeyi severdi. Oradayken uyku bastirdi ve uyudu: " Cebrail geldi ve 
beni ayagiyla dürterek uyandirdi. Bundan sonra, beni kolumdan tutup 
kaldirdi, birlikte Mescid'in kapisindan çiktik. Orada esekle katir arasi 
beyaz bir binek vardi. Iki yaninda bacaklarini oynattigi yerde kanatlari vardi 
ve her adimi gözün görebilecegi uzakliga variyordu."

Daha sonra Peygamber (sav), Burak adli binege Cebrail'le nasil bindigini, 
Cebrail'in göge yükselirken binegin hizini, yönünü nasil ayarladigini, kuzeye, 
Yesrib ve Hayber'in ötesine gidip Kudüs'e vardiklarini anlatti. Orada bir 
grup peygamberle - Ibrahim, Musa, Isa ve digerleri - karsilastilar. 
Mescidde namaz kilarken bütün peygamberler onun arkasinda namaz 
kildilar. Daha sonra önüne iki fiçi kondu. Biri süt, biri sarap doluydu. 
Peygamber (sav) süt dolu fiçidan aldi ve sarap fiçisina hiç dokunmadi. 
Cebrail söyle dedi:" Sen dogru yola yöneltildin, sen de halkini o yöne 
yönelttin ve sarap sana yasaklandi."

Daha sonra bu dünyadan semaya yükseltildi. Kudüs topraginin ortasindaki 
bir tasin üstünden Burak'a tekrar binerek yedi kat göge yükseldi. Her sema 
katinda Peygamberlerden biriyle görüstü. Onlari dünyevi olarak degil, 
semavi olarak görüyordu. Sonra Cennet ve Cehennemi gördü. Cennetteki 
bahçeleri söyle anlatir: " Yay büyüklügündeki bir cennet parçasi, günesin 
dogup battigi tüm alandan daha iyidir. Eger Cennet kadinlarindan biri 
yeryüzünün insanlarina görünse, gökle yer arasindaki bütün alani isik ve 
güzel koku doldurur." Kendi manevi varligi hakkinda söyle demistir: "Adem 
henüz su ile çamur arasi bir seyken ben peygamberdim."

Göge yükselisinin zirvesi Sidret'ül Münteha idi.Bir tefsirde sunlar 
geçer:"Sidr kökünün kökü Taht'tadir ve bu agaç peygamber olsun, 
Cebrail olsun herkesin bilme noktasinin sinirini belirler. Onun ötesi 
Allah'tan baska herkese gizlidir." Evrenin bu kisminda Cebrail (as) 
Muhammed (sav) 'e asil sekliyle, yaratildigi gibi göründü. Daha sonra 
âyette geçtigi gibi: "Sidre'yi örten örtmekte iken, göz kayip sasmadi ve 
(siniri) tasmadi. Andolsun, O, Rabbi'nin en büyük âyetlerinden olanini 
gördü.."

Sidr Agacinda Peygamber ümmetine elli vakit namaz  farz kilindi. Söyle 
anlatir:"Dönüsümde Musa'nin  - o size ne iyi bir dosttu! - yanindan 
geçerken bana:'Sana kaç rekat namaz farz oldu? diye sordu.Ben elli vakit 
oldugunu söyleyince, Hz.Musa: 'Namaz agir bir ibadettir. Rabbine söyle, ve 
bunu hafifletmesini iste.'dedi. Bunun üzerin egeri döndüm.Allah on vakit 
indirdi ve geri gönderdi.Fakat Hz.Musa yine çok buldu ve geri dönmemi 
söyledi. Her seferinde beni geri gönderiyordu.Sonunda bes vakit namaz 
farz kilindi. Musa (as) yine ayni seyleri söylüyordu. Ben: ' Rabbime gittim 
ve utanana dek azaltmasini istedim; artik geri dönemem.' dedim.Ihlas ile 
kilinacak her namaz on kati sevap kazandirir."

Peygamber (sav) ve Cebrail (asv) , Kudüs'teki otasin yanina indikten sonra 
geldikleri yoldan, güneyden gelen kervanlari görerek Mekke'ye döndüler. 
Kâ'be'ye vardiklarinda hâlâ geceydi. Peygamber oradan Yine Ümmü 
Hani'nin evine gitti. Sabah olunca namaz kildilar. Sonra Peygamber ona : " 
Sizinle aksam namazini kildim. Daha sonra Kudüs'e gittim ve orada namaz 
kildim. Simdi de gördügün gibi namazi birilikte kildik." dedi.Ümmü Hani 
ona: "Bunu baskalarina söyleme, çünkü onlar sana yalanci der ve seninle 
alay ederler." O ise :"Allah'a yemin ederim ki söyleyecegim." dedi.

Ertesi gün Peygamber bu olayi anlatinca müsrikler inanmadilar. "Ona deli 
demek için delil bulduk." dediler. Çünkü hepsi Kudüs'e gidip gelmenin bir 
ay sürecegini biliyorlardi. Sonra bir grup Hz.Ebu Bekir'e gittiler. "Simdi 
bakalim arkadasin hakkinda ne düsüneceksin? O bize dün Kudüse gidip 
oarada namaz kildigini söylüyor." dediler.Ebu Bekir: "Eger o söylediyse 
dogrudur. Bunda sasilacak ne var." dedi. Ve onun yanina giderek herkesin 
içinde onu tasdik etti. Bazi kararsizlar dönmek üzereydiler, Peygamber, 
Mekke'ye dönerken yolda gördügü kervanlari anlatiyor, O kervanin kaç 
gün sonra ve ne sekilde gelebileceklerini söylüyordu. Kervanlar 
Resulallah'in tarif ettigi sekilde gelince gerçekler ortaya çikmis oldu.

GÖÇLER

Peygamber (sav), Mekke'deki müslümanlari Yesrib (Medine)'e hicret 
etmeye tesvik ediyordu. Ikinci Akabe Biatindan sonra Kureysli 
müslümanlar yavas yavas hicret etmeye basladilar. Ebu Bekir ve Ali disinda 
tüm müslümanlar hicret edince, Ebu Bekir (ra), Peygamber (sav)'den hicret 
etmek için izin istedi. Peygamber (sav) ona: "Acele etme, belki Allah sana 
bir arkadas verir" dedi. Ebu Bekir (ra), Peygamber (sav)'i beklemesi 
gerektigini anladi.

Kureysliler müslümanlari, göçten men etmek, için ellerinden geleni 
yapiyorlardi.Gidecegini haber aldiklari mü'minleri iskence ile dinden 
döndürmeye çalisiyorlardi.Bu sekilde Hisam ve Ayyas, yalan söylenerek 
yollarindan çevrildiler, ve iskence ile Islam'dan döndüklerini açikladilar. 
Kisa zaman sonra bunun affedilmeyecek bir suç oldugunu anladilar. Fakat 
bir süre sonra su ayet nazil oldu:"De ki:Ey aleyhlerinde olmak üzere 
ölçüyü tasiran kullari, Allah'in rahmetinden ümit kesmeyin. Süphesiz 
Allah bütün günahlari bagislar. Çünkü O, bagislayandir, esirgeyendir. 
Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbinize yönelip- dönün ve ona teslim 
olun. Sonra size yardim da edilmez."(Zümer:53-54)

Hisam bu ayetleri okudu ve Ayyas'a gösterdi. Ikisi de Islam'a girdiler ve 
kaçmak için bir firsat beklemeye basladilar.

HICRET

Kureys bos durmuyordu.Sik sik toplanarak bu tehlikeden kurtulmak için 
planlar yapiyorlardi. En son Ebu Cehil'in fikriyle her kabileden güçlü, 
güvenilir, silahli bir genç seçilecek ve hep birlikte, ayni anda Muhammed 
(sav) 'e saldirip O'nu öldüreceklerdi. Böylece Beni Hisam, bütün Kureys 
kabileleri ile ugrasamayacak, Kureys de onlarin öne sürdügü diyeti 
ödeyecekti.

Peygamber (sav), Ebu Bekir'in yanina giderek, Yesrib' e hicret etmeleri için 
izin çiktigini ve birlikte gideceklerini söyledi. Sonra da Hz.Ali'yi kendi 
yerine birakarak Yasin suresini okumakta iken disari çikti. Kapi önünde 
bekleyen müsrikler, O'nu  göremediler, yanlarindan geçip gitti. Sabaha 
kadar beklediler, Peygamber (sav) yerine Ali'yi gördüler ve O'ndan bir iz 
bulamayarak kabilelerine geri döndüler

Peygamber(sav) ile Ebu Bekir geride Ali'yi birakarak Medine'ye dogru 
yola koyulmuslardi. Mekke'li müsrikler durumun sonradan farkina 
varabildiler ve iki güzel insanin pesine köpekler gibi düstüler. En son bir 
magaranin yanina geldiklerinde peslerindekiler iyice yaklasmisti. 
"Üçüncüleri Allah olan iki kisi" magaranin içinde, adamlar magaranin 
disindaydi. Adamlarin hepsi de kararli bir sekilde içeriye girmeye gerek 
olmadigini, çünkü orada kimsenin bulunamayacagini söylediler. Daha sonra 
geldikleri yoldan geri döndüler.Peygamber ve Ebu Bekir, kalkip 
baktiklarinda gördüler ki, magaranin önünde, sabah orada olmayan bir 
akasya agaci var ve tüm magara agzini  bir örümcek ag örerek 
kapatmisti.Yine girisin çukurunda bir güvercin yuva yapmis ve yumurtasi 
üzerinde oturmaktaydi.

Amr onlari Yesrib'e kadar götürecek henüz müslüman olmamis, fakat 
sözüne güvenilir bir rehber getirdi. Bu adam onlari Yesrib'e sadece gerçek 
bir çöl adaminin bilebilecegi yollardan götürecekti.

Günlerce önce, Mekke'de Peygamber (sav)'nin kayboldugu ve onu bulana 
100 deve ödül verilecegi haberi vahaya ulasmisti. Kuba'lilar her sabah 
yanlarinda baskalarini da götürerek yola çikiyor ve O'nu ariyorlardi. Gelis 
zamani gecikmisti. Nihayet o gün geldi. O'nun geldigini ilk gören bir yahudi 
idi. Komsularindan nasil biri oldugunu ögrenmis ve onu hemen tanimisti. 
Yahudi bagirarak onlarin geldigini söyledi. Bu çagriyi duyan kadin ve 
erkekler evlerinden firladilar ve onu selamlamaya kostular. Iki gün sonra Ali 
de onlara katilmisti. Karsilayanlar arasinda, Iranli bir ailenin genç yasta 
hristiyan olmus oglu, Selman da bulunuyordu. O da bunca senedir 
Peygamber (sav) 'i beklemisti.

MEDINE YOLU

Peygamber, vahâya 27 Eylül MS 622, Pazartesi günü ulasti. Medine'lilerin 
Peygamber (sav) Kuba'ya geldigi için sabirsizlandiklari haberi geldi. Bu 
yüzden Peygamber (sav) Kuba'da üç gün kaldi. Ve ayrilmadan önce 
Islam'in ilk camisinin temeli atildi. Cuma sabahi Kuba'dan ayrildi; o ve 
arkadaslari, onlari bekleyen Hazreç'li Beni Salim kabilesiyle namaz kilmak 
için Ranuna ovasinda durdular. Bu, o zamandan itibaren yurdu olacak olan 
ülkede ilk kilinan Cuma namaziydi. Namazdan sonra Peygamber (sav), 
Ebu Bekir (ra) ve diger Kureysliler de develerine bindiler ve Medine'ye 
dogru yola çiktilar. Hz. Peygamberi karsilamak için bütün halk yola 
dökülmüstü. O'nu O'na yakisir bir sekilde coskuyla karsiladilar. Herkes 
O'nu evinde misafir edebilmek için birbiriyle yarisiyordu:"Buraya buyur ey 
Allah'in Resulü, çünkü biz sizleri koruma gücüne sahibiz." diyorlardi.

Peygamber (sav) se, devesinin çökecegi yerde kalacagini söyledi. Kesva 
isimli deve, bos bir bahçeye çöktü. Peygamber orayi satin alarak, evlerini 
oraya yaptilar. Hz. Peygamber de sahsen bu çalismaya katildilar. Ev 
yapilana kadar da, Ebu Eyyub (ra) 'in evinde misafir oldu.

Peygamber (sav) yeni aldigi bahçeye, bir cami yapilmasini istedi ve cami 
yapimina hemen baslandi. Bu arada Medine'li müslümanlara yardimcilar 
anlamina gelen Ensar, Mekke'den gelen ve diger kabilelerden olan 
müslümanlara da Muhacir denilmeye baslandi. O arada Medine'de yasayan 
yahudiler ve müslümanlar arasinda, esit statülere sahip olacaklari bir 
anlasma imzalandi. Fakat yahudiler için bu anlasma yalnizca polititk bir 
anlam tasiyordu, ve Peygamber(sav) olduguna inanmiyorlardi.

Evs ve Hazreç arasinda Islamiyet hizla yayilmaya devam ediyordu ve 
eskiden düsman olan bu iki kabile birlesmislerdi. Bunu çekemeyen 
yahudiler, sesi güzel birini bularak, onlarin savastiklari zamandan kalma 
siirlerini, Evs ve Hazreç kabilelerinin bir arada  bulundugu bir toplulukta 
okuttular.Evs'liler kendi siirlerini, Hazreçliler de kendi siirlerini alkisladilar. 
Sonra birbirlerine hakaret ederek, "Silahlanin, Silahlanin." demeye 
basladilar. Peygamber (sav), onlara hitaben:"Ey müslümanlar! Allah, Allah! 
Cahiliye devrindeki gibi mi davranacaksiniz? Aranizda olmama, Allahin sizi 
dogru yola ulastirip sereflendirmis olmasina ragmen hâlâ bunu mu 
yapiyorsunuz?" dedi.Bunun üzerine aglayarak birbirleiryle kucaklastilar, 
Peygamber (sav) ile birlikte Medine'ye gittiler.

Zamanla Islam'in tüm emirleri ortaya çikmisti. Namaz, oruç, zekat farz 
kilinmis, helaller ve haramlar belirlenmisti. Fakat müslümanlarin namaza 
nasil çagrilacagi konusu belli degildi. Sonra Abdullah Ibn Zeyd, bir rüya 
gördü ve bu rüyayi Peygamber (sav) 'e anlatti:"Üstünde iki parça kumastan 
yesil elbiseli bir adam yanimdan geçti, elinde bir nakus (çan) vardi. Ben 'Ey 
Allah'in kulu!, o nakusu bana satarmisin?' dedim.Ne yapacagimi sordu. 
'Onunla insanlari namaza çagiracagim.' dedim.'sana ondan daha güzel bir 
yol göstereyim.' dedi.'Allahü Ekber demelisin.'Bunu dört defa 
tekrarladi.Sonra da ikiser defa sehadet kelimelerini okudu." dedi.

Bunun üzerine Peygamber (sav) :"Bu gördügün hak bir rüyadir. Bunu sesi 
güzel olan Bilal' e ögret." dedi. Bilal artik  her sabah ezani büyük bir sevkle 
okuyordu.

Caminin yapimi tamamlanmak üzere idi. Peygamber (sav) bu arada Aise 
(ra) ile evlendi.

BEDIR SAVASI

"Kendilerine zulmedilmesi dolayisiyla, onlara karsi savas açilma 
(mü'minlere savasma) izni verildi. Süphesiz Allah, onlara yardim 
etmeye güç yetirendir. Onlar, yalnizca: 'Rabbimiz Allah'tir' 
demelerinden dolayi, haksiz yere yurtlarindan sürgün edilip 
çikarildilar."(Hacc:39-40)

Bu vahiy, Peygamber (sav)'e Medine'ye ulastiktan kisa bir süre sonra indi. 
Peygamber buradaki iznin emir anlaminda oldugunu biliyordu. Yahudilerle 
yapilan anlasmada da, savas gerekleri belirlenmisti. Baslangiçta sadece 
Kureyslilerin kervanlarina baskin yapilmakla yetinildi.

Müslümanlar,Kureys'le savas halindeydiler ve muhacirler bir Kureys 
kervanini izliyorlardi. Su anda çok önemli bir karar asamasindaydilar. 
Çünkü haram aylardan sonuncusu olan Receb'in son günüydü, fakat 
saldirmazlarsa yarina kadar Mekke'ye ulasacaklar, böylece haram bölge ile 
korunacaklardi. Bir müddet kararsizliktan sonra saldirmaya karar 
verdiler.Ganimet Peygamber'e getirilince O, bunu kabul etmedi. Haram 
aylarda savasmanin yasak oldugunu söyledi.Bunun üzerine su ayet nazil 
oldu:

"Sana haram olan ay'i, onda savasmayi sorarlar. De ki: Onda 
savasmak büyük (bir günahtir). Allah katinda ise, Allah'in yolundan 
alikoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'a (ziyaretçilerin 
girmelerine) engel olmak ve halkini oradan çikarmak daha büyük (bir 
günahtir). Fitne ise, katilden beterdir."  (Bakara:217)

Peygamber (sav) bu ayeti söyle yorumladi:"Haram aylarda savasmak 
yine haramdir, fakat bu durum istisnadir." O Saban ayinda önemli bir 
ayet daha nazil oldu: 
"Biz, senin yüzünü çok defa göge dogru, saga sola çevirip- durdugunu 
görüyoruz. Simdi elbette seni hosnut olacagin kibleye çevirecegiz. Artik 
yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursaniz 
yüzünüzü onun yönüne çevirin."(Bakara:114)

Böylece kible tayin edilmis oldu.

Peygamber (sav), Muhacir ve Ensardan olusan 305 kisilik bir ordu 
kurdu.(Bu arada kizi Rukiyye hasta oldugu için damadi Osman orduya 
katilmamisti.) MS. 623 yilinin 17 Martinda (Hicretin 2. yili 17 Ramazan) da 
iki ordu karsi karsiya geldi.Orduyu düzene soktu ve elinde bir okla hem 
onlara moral verdi, hem de saflari düzene soktu. Kureysliler dokuz-on bin 
kisi kadardilar.Kat kat fazla olmalarina ragmen Allah'in yardimi görüldü ve 
melekler de mü'minlerin yaninda savastilar. Kafirler büyük bir hezimete 
ugradilar ve hala sayica çok fazla olan sekiz yüz kisilik ordulari kaçmaktan 
baska çikar yol bulamadilar. Savas sonunda alinan esirler de fidye 
karsiliginda ailelerine geri verildiler. Savas Bedir Kuyulari'nin yaninda 
yapildigi için bu ismi aldi.

Bu siralarda Peygamberimiz kizlari Rukiyye'yi kaybetmislerdi. Savastan bir 
süre sonra  Peygamberimizin en küçük kizlari ve o zaman yirmi yaslarinda 
olan Hz. Fatima evlilik yasina gelmisti. Eshabda ona en uygun kisi Ali (ra) 
'di ve Fatimayi istemesi hususunda onu tesvik ettiler. Yapilan sade bir 
törenle evlendiler.

UHUD SAVASI

Yenilgiyi hazmedemeyen Mekkeli müsrikler bunun  intikamini almak için 
and içmislerdi. Muhakkak acisini çikaracaklardi.Bunun için üçbin kisilik bir 
ordu ile medine'ye dogru yola çikti. Orduda Habisistan'li köle Vahsi de 
bulunuyordu. Sahibi eger Hamza'yi öldürürse onu ödüllendirecegini 
söylemisti. Bu konuda çok ustaydi. Bunu duyan Ebu Süfyan'in karisi 
Hind'de Hamza'yi öldürdügünde ona ödül vermeyi vaad etti. Müslümanlar 
onlarin bu düsüncelerini ögrenmekte gecikmediler ve her iki taraf da savas 
hazirliklarina basladilar. Bu sirada Fatima Hasan adinda bir erkek çocugu 
dogurmustu.

Savasin seyri, bir önceki Bedir Savasinda oldugu gibi müslümanlarin lehine 
ilerliyordu. Peygamber (sav), okçularina her ne surette olursa olsun asla 
yerlerinden arilmamalarini tembihlemisti. Bir ara öyle bir an gelmisti ki 
müsrikler kaçacak delik aramaya ve savas meydanini terketmeye 
basladilar. Okçular, ilk saflardaki arkadaslarinin ganimet kazanmak için 
giristikleri çabayi görebiliyorlardi. Bundan dolayi okçular da savas alanina 
girmek istediler. Liderleri Peygamber(sav)'in ne olursa olsun yerlerinden 
ayrilmamalari gerektigine dair emrini hatirlatti. Fakat onlar dinlemediler. 
"Savas bitti ve kâfirler kaçti" dediler.

O zamana kadar Mekke ordusunun süvarileri hiçbir ise yaramamislardi. 
Fakat Halid o anda karsida tarafta neler oldugunu farketti ve hemen bütün 
adamlarini okçularin bulundugu yere yöneltti. Bu andan itibaren savas 
müsriklerin lehine döndü. Öyle bir noktaya gelindi ki, artik kaçan 
kafirlerden bir kismi da gelip mü'minlere arkadan saldiriyorlardi. Savas 
nârâlari birden bire degisti ve Kureyslilerin "Ey Hubel! Ey Uzza!" sesleri 
alani doldurdu. Müslümanlar büyük kayip verdiler. Sag kalanlar da geri 
çekiliyorlardi. Müslümanlar geriye çekildikçe kalabalik da tepeye dogru 
yaklasiyordu. Fakat cansiperâne bir sekilde Peygamber (sav)'i korumaya 
çalisiyorlardi.

Savasta Peygamberimizin amcasi Hz. Hamza (ra), Vahsi tarafindan sehit 
edildi. Savastan sonra Vahsi meydana tekrar gelip Hz.Hamza'nin karnini 
yarip karacigerini çikarmisti. Bunu Hind'e götürüp verdi. Karsiliginda da 
Ganimetlerden Hind'e düsen payin tümünü aldi. Cigeri eline alan Hind, bir 
parça isirip, çigneyerek yuttu. Sonra da cesedin yanina giderek cesedi 
parçaladi. Diger kadinlari da bu sekilde yapmalari konusunda tesvik 
etti.Savasta Peygamber (sav) de yaralandi. Bu savasin müslümanlara 
biraktigi en önemli ders, her ne sekilde olursa olsun emirlere itaâtsizligin 
kazanilmak üzere olan bir savasi kaybettirecegi gerçegidir.

HENDEK

Hayber'e yerlesen Beni Nadir yahudileri, kaybettikleri topraklari tekrar 
kazanmaya kararliydilar. Ümitleri, Kureys'in Peygamber (sav) üzerine 
düzenleyecegi son ve büyük saldirida yogunlasiyordu. Islam'in besinci yilinin 
sonlarina dogru -MS 627'nin baslari- bu hazirliklar, Huyay ve Hayber'deki 
diger birkaç yahudi liderinin Mekke'yi ziyaret etmesiyle karara baglandi. 
Ebu Süfyan'a "Muhammed'i ortadan kaldirmada seninleyiz" dediler.

Anlasan taraflar plan hazirlamaya koyuldular. Yahudiler, Medine'den 
hoslanmayan tüm Necd kabilelerini ayaklandirma görevini üzerlerine 
almislardi.Beni Gatafan da onlaar katilacakti.

Kureys ve müttefikleri toplam dört bin kisiyi buluyordu. Müslümanlar 
Uhud'da üç bin kisiydiler, simdi ise sayilari on bini bulmustu. Planlarina 
uygun yola çiktilar. Peygamber (sav) durumu haber aldiginda hazirlanmak 
için sadece bir haftasi kalmisti. Istisare toplantisi yapip nasil bir strateji 
izleyeceklerine karar verdiler. Toplantida Selman-i Farisi'nin önerisi kabul 
edilmisti. Selman önerisini söyle dile getirmisti: "Ey Allah'in Rasulü, biz 
Iran'dayken atlilarin saldirisindan korktugumuzda etrafimiza hendek 
kazardik. Simdi de etrafimiza hendek kazalim." Herkes Uhud'daki stratejiyi 
tekrarlamak istemedigi için Selman'in önerisini kabul etti. Hendegin yapimi 
toplam alti gün sürmüstü.kazilan hendeklerin derinlik ve genisliklerini 
Selman biliyordu.yahudiler de anlasmanin bozulmamasi taraftari olduklari 
için, kazma kürek ve çapalarini ödünç verdiler. Savas basladiginda 
müslümanlar soguk ve nemli bir hava ve kitlikla karsi karsiya gelip daha 
önce hiç düsünmedikleri kadar büyük bir zayifliga kapildilar.

Hendegin bitmesine az bir zaman kala Kureys ordusu yaklasmisti. Kadinlar 
ve çocuklar, kalelere yerlestirilmisti. Mü'minler de sehrin disinda kamp 
kurdular.

Ebu Süfyan müsrik ordusunun basindaydi.Düsman da sehir disinda kamp 
kurmustu, cesaretleri artti.Bu bir meydan muharebesi olacakti. Kendi 
sayilari çok fazla oldugu için onlari rahatlikla yenebilirlerdi. Fakat biraz 
daha yaklastiklarinda genis ve derin hendegi görünce sasirdilar. Karsiya 
geçmeleri imkansizdi. bu yüzden karsilikli ok yagmuru basladi. 
Müslümanlarin komsusu, anlasmali olduklari Beni Kurayza yahudileri onlar 
yardim etmisti. Müsrikler simdi onlarida kendi taraflarina geçmeleri için ikna 
etmeye karar verdiler. Onlarla görüsmeye giden Beni Kurayza Huyay'dan 
oldum olasi korkardi. Yaptigi konusmayla Sefleri Ka'b Ibn Esed'i ikna etti. 
O da anlasma metnini yirtti. Onlar, Kureys'in zaferinden emindiler ve 
müslümanlara savas açtilar. Savas hala karsilikli ok atislariyla devam 
ediyordu. Günler süren kusatmadan sonra hendegin endar yerindeki 
korumalar nöbetlerden yorgun sekildeydiler. Müsrikler bundan 
yararlanmak istediler.  Üç kisi birikte atlarini sürdüler, tam o sirada Hz. Ali 
orayi korumak için geldi ve onlardan Amr'i öldürdü.Müsrikler de hendegin 
asilabilecegini anlayip bazi noktalara asker yigdilar.

"Ey iman edenler, Allah'in sizin üzerinizdeki nimetini hatirlayin. Hani size 
ordular yönelip gelmisti, böylece biz de onlarin üzerine, bir rüzgar ve sizin 
görmediginiz ordular göndermistik." ayetinin müjdesiyle savas Bedir gibi 
müslümanlarin zaferiyle sonuçlandi.

Sonra ayni 3000 kisilik Islam ordusu Analsmayi bozmus olan Beni Kurayza 
yahudilerine giderek kalelerini kusatti.

APAÇIK BIR ZAFER

Müslümanlar Mekke'ye girmek ve Kabe'yi ziyaret etmek istiyorlar, buna 
karsilik Kureysliler bu istegin gerçeklesmesine engel olmaya çalisiyorlardi. 
Kureysliler Süheyl'i ve yaninda birkaç kisiyi bir anlasma imzalamak üzere 
gönderdiler. Peygamber (sav)'le tartistilar. Sahabe disaridan onlarin sesinin 
yükselip alçalmasini dinleyerek, anlasip anlasmadiklarini anlamaya 
çalisiyordu. Sonunda bir anlasmaya vardilar. Kureysliler anlasma metnine 
besmele ve "Allah'in Rasulü" ibaresini koydurmadilar. Anlasma metni söyle 
devam etti:

"Onlar on yil boyunca savas yükünü kaldirdilar. Bu süre içinde insanlar 
güvenlikte olacak ve birbirlerine saldirmayacaklar. Su sartla ki, velisinin izni 
olmadan Kureys'ten Muhammed (sav)'e gelen kisiyi, Muhammed (sav) geri 
gönderecek; fakat Muhammed (sav)'le birlikte olanlardan biri Kureys'e 
siginirsa o geri gönderilmeyecek. Ihanet ve kaçamak yapilmayacak. Kim 
Muhammed'in tarafina geçmek isterse geçebilir, kim de Kureys'in tarafina 
geçmek isterse geçebilir." Her iki taraf da anlasmayi karsilikli olarak kabul 
ettiklerini beyan ettikten sonra, iki kabilenin reisi de imzaladi. Antlasma su 
cümlelerle bitiyordu: "Sen, Muhammed, bu yil bizden ayrikacaksin ve biz 
orada bulundugumuz sürece Mekke'ye girmeyeceksin. Fakat gelecek yil 
biz Mekke'den çikacagiz ve sen arkadaslarinla gireceksin. Orada üç gün 
kalacaksiniz, yolcu silahlarindan baska silah tasimayacaksiniz ve kiliçlariniz 
kininda olacak."

Anlasma müslümanlarin aleyhine görünüyordu. Bu durum müslümanlar 
arasinda sikintiya neden oldu. Fakat Peygamber (sav), sabretmeleri 
gerektigini ve kendilerine apaçik bir zaferin vadedildigini müjdeleyerek 
kalblerini teskin etti.

HAYBER

Hayber, yahudilerin yasadigi ve Islâmiyet için büyük bir tehlike teskil eden 
bir sehir idi.Çünkü liderleri Gatafan sürekli Kureyslileri onlara karsi 
kiskirtiyordu ve Medine'ye düsmandi.Bu yönde bir girisimde bulunulmasi 
gerekliydi. Çünkü Bir süre önce gelen bir vahiydeki yakin ve ganimetleri 
bol zaferin Hayber'in fethi anlamina geldigine emindi.Böyle bir fetihde, 
bedevilere görev verilmemeliydi, çünkü vahiy onlarin maddi kaygilarla 
sefere katildigini söylüyordu.Bu da müslümanlarin nisbeten daha az olmasi 
demekti.

Bu olay duyuldugunda kimse inanamadi. Hayber'in asilmaz bir kale 
oldugunu herkes biliyordu.Hayber de buna inanmadi ve müttefiklerine 
haber vermedi.Ancak haber gelince sefleri Kinane Gatafan'a giderek 
dörtbin kisilik asker yardimi aldi.Böylece onbin kisi 
oluyorlardi.Müslümanlar ise sadece altiyüz kisiydi.

Bu sirada, Medine halki çok fakirdi. Ve birçogunun ailelerine birakacak bir 
seyi yoktu. Peygamber onlara: "Siz gerçekten fakirsiniz. Fakat nefsimi 
kudret elinde tutana yemin olsun ki, bir müddet daha yasarsaniz bolluk 
içinde yasayip  ailelerinizi de bolluk içinde yasatacaksiniz.Bir yigin dirhem 
ve paraya sahip olacaksiniz ve bu sizin için hiç de iyi olmayacak."dedi.

Seferde iken orduyu durdurup güzel sesli Ibn el-Ekva (ra)'ya sarkilar 
söylettirdi ve kederli bir hava olustu .Sarki sonunda Peygamber ona:"Allah 
sana rahmet eylesin."dedi. Bu, onun sehit olacagi anlamina geliyordu.

Sehre gece karanliginda ve çok sessizce yaklasmislardi. Sabah namazini da 
sessizce kildilar. Günes yükseldiginde karsilarinda sessiz bir orduyla 
karsilasan Hayber halki çok saskindi. "Muhammed ve ordusu" diyerek 
sehre kaçistilar. Hz. Muhammed (sav), Allahû Ekber dedi ve zafer dolu bir 
sesle "Hayber harab oldu." sözlerini ekledi. Daha sonra Allah'in anlari 
cezalandirtacagini haber veren bir ayet okudu.

Hayber'liler surlarinin saglamligina güveniyorlardi. Oysa en zayif noktalari, 
birlikten yoksun olmalariydi. Karsilarindaki, küçük ama birlik içindeki 
orduyla savasmak onlar için bir sanssizlikti.

Müslümanlar, ilk gün küçük bir grupla en yakin kaleye saldirdilar. Bu bir 
taktik idi. Yaralananlar için de kampin gerisinde bulunan kadinlar görev 
aliyorlardi. Sabirla hareket ediyorlardi. Fakat alti gün boyunca bir degisiklik 
olmamisti. Son gece bir casusu yakalamislar ve o da (ailesine ve mallarina 
dokunulmamasi karsiliginda) kaleler hakkinda bilgi vermisti. Ilk önce en az 
korunan ve güçlü bir savas aletine sahip bir kaley saldirmalarini önerdi. 
Ertesi gün müslümanlar kaleyi ele geçirdiler. Kendi savas aletlerini buraya 
çikardilar. Böylece diger zayif kaleleri teker teker düsürdüler."

"Beni Gatafan nerede?" sorusu Hayber'de sikça sorulan bir 
soruydu.Gatfanlilar   gerçekten yola çikmislardi.Bir günlük yol bitince, 
nerden geldigini anlayamadiklari: "Halkiniz! Halkiniz! Halkiniz!" seklindeki 
sesi üç kez arka arkaya duydular.Ailelerinin tehlikede olduklarini 
düsünerek, geri döndüler. Herseyin yerli yerinde oldugunu gördüler. Bir 
bakima, Düsmanin yenilmesinde paylari olamayacak kadar geç kaldiklarini 
düsünerek ikinci kez yola çikmayi göze alamadilar.

Hayber'deki en güçlü kalelerden biri Zübeyr Hisari denilen kaleydi. Diger 
kalelerden kaçanlarin çogu bu kaleye siginmislardi. Kale üç gün kusatma 
altinda tutuldu. Günün sonunda diger kalelerden gelen bir yahudi, onlara 
kaleyi sonsuza dek koruyacak kaynak bulundugunu, eger kendisi ve ailesi 
garanti altina alinirsa bu sirri onlara açiklamayi teklif etti. Bu sir kalenin 
altindan su geçiyor olmasiydi. Müslümanlar bu kaynagi engelleyerek onlari 
susuz biraktilar. Siddetli bir çarpismadan sonra kaleyi aldilar.

Son kale Kâmus kalmisti. Bu kale, güçlü ve zengin Kinane ailesine aitti. 
Yardim gelmemesi en çok onlari hayal kirikligina ugratmisti. Ondört gün 
direndiler. Sonra Peygamber'in Kinane'le  konusma istegi üzerine 
görüsmeye karar verildi. Görüsmeler sonucunda, yahudilerin Hayber'i ve 
tüm mallarini müslümanlara birakip gitmeleri sartiyla onlara ve ailelerine 
birsey yapilmamasina ve esir alinmamasina karar verildi. Fakat kisa bir süre 
sonra hem müslümanlar hem de yahudiler mallarin büyük kisminin gizlenmis 
oldugunu farkettiler. Medine'den getirilen o meshur Beni Nadir serveti 
nerdeydi ? Peygamber (sav) bunu Kinane'ye sordu. O da mallarinin çogunu 
sattiklarini ve mallarinin azaldigini söyledi. Yahudiler onun yalan söyledigini 
biliyorlardi. Bir Peygamber karsisinda olduklarina artik inanmislardi ve 
onun yalan söylediginin anlasilacagindan korkuyorlardi. Kinane'nin en 
sevdigi adamlari ona hiçbirsey gizlememesi için yalvardilar. O ise onlari 
tersledi. Ertesi gün hazinenin varligi ortaya çikmisti. Kinane ve ona yardim 
eden kuzeni ölüm cezasina çarptirildilar. Ailesi de esir alindi.

Bundan sonra diger iki kale kendiliklerinden teslim oldular. Hayber 
yahudileri toplanip bir karara vardilar. Çiftçilikten iyi anladiklarini söyleyip 
hasat parasinin yarisini vergi olarak verip Hayber'de kalmak isteyeceklerdi. 
Peygamber bunu kabul etti. O sirada müslümanlarin Kuzydogudaki zengin 
vaha olan Fedek'e sefer düzenleyecekleri söylentisi çikti. Fedek yahudileri 
Hayber'e uygulanan sartlarla teslim olmak istedikleri haberini gönderdiler. 
Böylece Fedek de, savas ypilmadan kazanilmis oldu.

MEKKE'NIN FETHI

Hudeybiye anlasmasina ragmen, Bekr kabilesinden bir grup, Huza'a 
kabilesi ile aralarinda varolan kan davasini sürdürüyorlardi. Huza'a 
kabilesinin Beni Ka'b kolu, derhal Medine'ye giderek Peygamber'den 
yardim istediler. Mekke anlasmayi bozmustu.

Bu defa da korktuklari için Ebû Süfyan'i elçi olarak, Peygamber'e 
gönderdiler.Ebu Süfyan'in kizi Ümmü Habibe Peygamber'in 
hanimiydi.Önce onun evine gitti. Fakat kizi ona iltifat etmedi. Sahabilere 
gitti. Onlar da ancak Peygamber'in izin verdigi ölçüde onu himaye 
edebileceklerini söylediler. Ebu Süfyan en son olarak akrabasi olan 
Hz.Ali'nin yanina gitti.O da:"Yaziklar olsun sana Ebu Süfyan. Allah'in 
Resûlü senin teklifini geri çevirmeye karar verdi. Hiç kimse onun aleyhinde 
oldugu bir konu hakkinda olumlu bir ricada bulunamaz." dedi.

Ebu Süfyan son olarak Mescid'e giderek yüksek sesle "Ben insanlara tek 
tek himaye veriyorum.Muhammed'in de beni onaylayacagini umuyorum." 
dedi. Peygamber (sav):"Bu senin düsüncen." dedi ve sefer hazirliklarina 
baslanmasini emretti. Ebu Süfyan üzüntüyle Mekke'ye geri 
döndü.Tehlikenin yakinligini gören Kureys, Ebu Süfyan'i tekrar gönderdi. 
Tekrar gittigi zaman onlar Mekkeye yaklasmislardi. Ebu Süfayn anlasmayi 
yenilemelerini istedi. Peygamber de anlasmayi bozanin onlar oldugunu 
söyledi ve onun müslüman olmasini istedi.O da müslüman oldu ve kandi 
evine siginanlarin güvenligi konusunda garanti alarak Mekke'ye geri döndü.

Ebu Süfyan, Mekke'ye ulasinca herkesin onun evine gelmesini, ancak bu 
sekilde güvencede olacaklarini anlatti. Onlar:"Allah seni kahretsin. Senin 
evin bizi alir mi?" dediler. Kalabalik dagilarak kimi kendi evine kimi 
Mescid'e girdi. Ordu sehirden fazla uzak olmayan Zu Tuva'da kamp kurdu. 
Bir sene önce umre için 3 günlük izin  almis ve hiç kimseyle 
karsilasmamislardi. Simdi de o zamanki gibi bombostu. Ama artik süre 
sinirlamasi yoktu.

Peygamber (sav) orduyu düzenledi. Sonra sehre girdi. Kureys'ten sadece 
Birkaç kisi ( Ikrime, Safvan ve Süheyl), Kureys'ten ve müttefikleri   Bekr 
ve Huday kabilelerinden küçük bir grup asker toplamislardi.

Dövüsmeye kararliydilar. Müslümanlarin ilk grubu olan Halid'in sehre 
girmek üzere yaklastigini görünce onlara saldirdilar. Fakat Halid'le 
basedemeyeceklerini anlayarak  kaçtilar.

Peygamber geçitten sehre girerken çatisma çoktan sona ermisti. Sehirde 
ilerlerken yanindakilere:" Hiç bir eve girmeyecegim." dedi. Amcasinin kizi 
Ümmü Hani'nin evine giderek, gusül abdesti aldi ve sekiz rekat namaz 
kildi.Bir saat kadar da dinlendi. Sonra kilicini kusanarak Hz.Ebu Bekir ile 
birlikte Mescid'e gittiler. Kabe'nin güney-dogu kösesindeki Hacerü'l 
Esved'e dokundu. Yanindakiler tekbir getirmeye basladilar. Allahu Ekber 
sesleri, Kâbe ve tüm Mekke'de yankilaniyordu. Sonra Kâbe'yi tavaf etti. 
Putlara yönelerek su ayeti okudu: "Hak geldi, batil yok oldu. Kusku yok, 
batil yok olucudur."(Isra:81)

Sonra putlarin hepsini yüz üstü düsürdü ve Kâbe'nin anahtarini Abdu'd Dar 
kabilesinden Osman'a verdi. Kâbe'nin önündeyken :"Vadinde duran, 
kuluna yardim eden ve kabileleri bir araya getiren  Allah'a hamdolsun." 
dedi. Oradan çikip Safa tepesine çekildi.Orada  daha önce kendisine 
düsman olup, simdi biat etmek isteyen kadinli erkekli bir grupla karsilasti. 
Yüzlerce kisi vardi.

HUNEYN SAVASI VE TAIF KUSATMASI

Peygamber'in (sav), Mekke üzerine yaptigi son ve kesin harekete ragmen 
Havazin'liler kuvvetlerini artirmayi durdurmadilar. O'nun Mekke'yi fethetme 
ve tüm putlari kirma haberi de onlarin düsüncelerini degistirmeye 
yetmemisti. Kendi tanriçalari Lat ve bir esi olan Uzza'nin kirilmasi onlari 
alarma geçirmisti. Mekke'nin fethinden üç hafta sonra yaklasik yirmibin 
kisilik bir ordu topladilar

Peygamber (sav), Mekke'nin basina güvendigi bir adami birakarak, 
Kuureysli ikibin kisinin de katilmasiyla kalabaliklasan ordusuyla birlikte yola 
çikti. Kureyslilerin çogu Peygamber'e biat etmelerine ragmen, bir kismi hâlâ 
biat etmemisti. Onlar da Mekke'yi Havazinlilere karsi korumak için 
katilmislardi. Henüz müslüman olmamis Safvan'in verdigi 100 zirh ve silah 
bir o kadar da deve ile birlikte sefere devam ettiler.

Onlara karsi hazirlanan Havazin kabileleri Sakîf, Nasr, Cüsem ve Sa'd Ibn 
Bekr idi. Bu topluluga genç olmasina ragmen, gücü ve yöneticiligiyle ün 
yapan otuz yaslarinda olan Nasr'li Malik kumanda ediyordu. Malik, karsi 
çikilmasina ragmen kadin ve çocuklarin da ordunun arkasindan getirilmesini 
emretmisti. Böylelikle askerler daha gayretle çarpisacaklardi.

Malik, Mekke ordusu hakkinda bilgi almak için iç gözcü göndermisti. 
Fakat üçü de çok kisa süre sonra korkudan dizleri titreyerek ve 
konusamayacak kadar dehset içinde geri döndüler. Bir tanesi:"Ala atlar 
üzerinde beyaz adamlar gördük. Ve bir anda gördügünüz hale geldik."dedi. 
Bir digeri: "Bunlar dünya insanlari degil, sema insanlari. Tavsiyemize uyun 
ve geri çekilin. Çünkü adamlariniz bizim gördüklerimizi görürlerse bizim gibi 
olurlar."dedi. Malik:"Utanin. Siz buradaki en korkak kisilersiniz." diyerek 
ordunun onlari görüp etkilenmemeleri için uzak bi yere yerlestirilmelerini 
emretti. Malik, kendisine yapilan tavsiyeleri dinlemeyerek, karanlikta, 
düsman yolu üzerindeki, Huneyn vadisine dogru ilerleme emri verdi. 
Ordunun bir kismini düsmanlarin rahatça gözlenebilecegi vadi yataklarina, 
geri kalanlari da vadinin tepesindeki yolun üstüne yerlestirdi.

Peygamber (sav) o gece vadinin ucuna yakin yerde kamp kurdu.Sabah 
namazini kildaiktan sonra admlarina, sabirli olurlarsa davayi kazanacaklari 
müjdeleyerek yola çikma emri verdi. Hava o gün çok puslu oldugu için vadi 
yatagi hala karanlikti. Ordu vadiye dogru ilerlemeye devam ederken, 
Malik'in birden emir vermesiyle Havazin'li süvariler birden ve vahsice 
müslümanlara saldirdilar. Arkalarindaki grup da hizla geri çekilmeye 
basladi. Peygamber, Ebû Bekir ve yanindakiler ise güvenli bir yere 
sigindilar. Peygamber yüz kadar kisiyi yanina toparlayarak, onlari geçide 
dagitti. Bu sekilde birden bire düsman saldirisini kontrol altina aldilar.

Düsman yeni bir saldiriya hazirlaniyordu. Peygamber (sav): "Allah'im, 
senden va'dini yerine getirmeni istiyorum."diye dua etti. Daha sonra da bir 
avuç çakil tasini düsmanin yüzüne dogru firlatti. Ve görünürde hiç bir neden 
olmamasina ragmen savasin akisi degisti. Simdi, mü'minlerin biraz önce 
yasadiklari yenilgiyi düsman yasiyordu. Düsman büyük bir bozguna 
ugramisti. Malik önceleri cesurca dögüstü, sonra sakifilerle birlikte surlarla 
çevrili Taif'e çekildi.

Savas sonucunda, arka saflardaki kadin ve çocuklar esir alindi. Ganimetler 
ve esirler Ci'râne Vadisine gönderildi. Esirler arasinda Peygammber'in süt 
kizkardesi Seyma da bulunuyordu. Müslüman olarak kabilesine geri döndü. 
Peygamber de ordusuyla Taif'e dogru yola çikti. 20 gün kadar süren 
kusatmadan sonra, birkaç kisinin müslüman olmasindan baska birsey elde 
edememislerdi. Bunun üzerine Peygamber (sav), kusatmanin kaldirilmasi 
emrini verdi."Allahim, sen Sakiflilere hidayet ver." diye dua etti.

VEDA HACCI

Peygamber, Medine'de iken Ramazan ayi ortalarinda on gün kadar 
Mescid'de itikaf etmeyi adet haline getirmisti. O sene ise yirmi günü itikafta 
geçirdi. Hicretin onbirinci senesiydi.O sene Cebrail geldiginde 
Peygamberimize, Kur'an-i Kerim'i bastan sona iki defa okudu.Halbuki 
önceleri bir defa okurdu.Cebrail Nasr sûresini okuduktan sonra:"Ya 
Cebrail, ölümümün yaklastigini hissediyorum."dedi.

O sene hacca peygamberin öncülük edecegi duyuruldu.Bu yüzden her 
yerden insanlar, Peygamberimizle hac yapabilmek için  akin akin gelmeye 
basladilar.Bu Hac, yüzyillardir yapilan haclara benzemeyecek, hacilarin 
tümü tek Allah'a inanan kimselerden olusacak ve hiçbir putperest Kutsal 
Ev'i kirletemeyecekti.Ayin sonuna dogru peygamber, otuzbin kadin ve 
erkegin basinda Medine'den yola çikti. Ayrilisinin onuncu gününde Vadi'ye 
inmeye basladilar.Peygamber Kâbe'yi gördügünde sag elini yukari dogru 
açip dua etti:"Allah'im bu evin insanlardan gördügü saygi, lütuf, baglilik ve 
rahmeti artir."Mescide girdi, tavaf ettikten sonra Ibrahim makaminda namaz 
kildi.Sonra Safa ve Merve arasinda yedi defa gidip geldi.Yanindakiler her 
gittigi yerde okudugu dualari ezberlemeye çalisiyorlardi. Peygamber (sav) 
tüm kabilelere, Veda Hutbesi'ni verdi.

VEDA HUTBESI

Ey insanlar ! 
Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birlesemeyecegim.

Ashabim! 
Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, canlariniz, mallariniz, namuslariniz da öyle mukaddestir; her türlü tecavüzden korunmustur.

Ey Ashabim ! 
Yarin Rabbinize kavusacaksiniz ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksiniz. Sakin benden sonra eski sapikliklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunupta isitenden daha iyi anlayarak, muhafaza etmis olur.

Ashabim ! 
Cahiliyet devrinde güdülen kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Rebia'nin kan davasidir.

Ey Ashabim! 
Bugün seytan sizin su topraklarinizda yeniden tesir ve hakimiyetini kurmak gücünü ebedi surette kaybetmistir. Fakat siz; bu kaldirdigim seyler disinda, kücük gördügünüz islerde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakininiz!

Ey insanlar ! 
Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah emaneti olarak aldiniz; onlarin namuslarini ve iffetlerini Allah adina söz vererek helal edindiniz. Sizin kadinlar  üzerinde hakkiniz, onlarin da sizin üzerinizde haklari vardir.  Sizin kadinlar üzerindeki hakkiniz, onlarin aile yuvasini, sizin hoslanmadiginiz 
hiçbir kimseye çignetmemeleridir. Eger razi olmadiginiz herhangi bir kimseyi aile yuvaniza alirlarsa, onlari hafifce dövüp, sakindirabilirsiniz. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari mesru bir sekilde, hertürlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.

Ey Mu'minler ! 
Size bir emanet birakiyorum ki, ona siki sarildikça yolunuzu hiç sasirmazsiniz. O emanet Allah kitabi Kur'an'dir.

Ey Mu'minler! 
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz. Müslüman müslümanin kardesidir; böylece bütün 
müslümanlar kardestir. Din kardesinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz   baskasina helal degildir. Meger ki, gönül hoslugu ile kendisi vermis olsun.

Ey Ashabim ! 
Kendinize de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakki vardir.

Ey Insanlar ! 
Cenab-i Hak her hak sahibine, hakkini (Kur'an'da) vermistir. Varise vasiyet etmege lüzum yoktur. Çocuk kimin döseginde dogmussa, ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardir. Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan nankör, Allah'in gazabina, meleklerin lanetine ve bütün müslümanlarin ilencine ugrasin. Cenab-i Hak, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet ve sahadetlerini kabul eder.

Ey Ashabim ! 
Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. 
Allah yaninda en kiymetli olaniniz, ona en çok saygi göstereninizdir. Arabin Arab olmayana 
takva ölçüsünden baska bir üstünlügü yoktur.

Ey Ashabim! 
Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? "Allah'in elçiligini ifa ettin, vazifeni yerine 
getirdin, bize vasiyet ve ögütte bulundun diye sahadet ederiz!" 
(bunun üzerine Resul-i Ekrem, mübarek sahadet parmagini göge dogru kaldirarak, sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek söyle buyurdu:)

Sahit ol ya Rab! Sahit ol ya Rab! Sahit ol ya Rab! 
 

SEÇIM

Peygamber hacdan döndükten sonra, çesitli karisikliklar yasanmaya 
baslamisti. Bir yil önce müslüman olmus Yemameli, Beni Hanife 
kabilesinden; Müseyleme adli bir kisi çikmis, kendisinin peygamber 
oldugunu iddia ediyordu. Bir süre sonra, Müseyleme'nin kabilesinden iki 
kisi Peygamberimize gelerek: "Allah'in Resûlü Müseyleme' den Allah'in 
Resûlü Muhammed'e selâm üzerine olsun! Otoriteyi seninle paylasma 
görevi bana verildi. Dünyanin yarisi bizim diger yarizsi da günahkâr 
olmalarina ragmen Kureyslilerin." seklinde yazili mektubu getirdi. 
Peygamberimiz onlara bu konuda ne düsündüklerini sordu. Onlar da ayni 
fikirde olduklarini söyleyince Resûl:"Vallahi, Eger elçiler öldürülmez diye bir 
kural olmasaydi, sizin basinizi keserdim." Sonra Müsyleme'ye hitaben bir 
mektup yazarak elçilerle gönderdi:" Allah'in Resûlü Muhammed'den, 
yalanci peygamber Müsyleme'ye. Selâm, dogru yolda olanlarin üstüne 
olsun. Gerçekte yeryüzü Allah'indir, O, kullarindan diledigine onu miras 
birakir, isin sonu Allah'tan korkanlarin lehinedir.

Bu surada ortaya çikan yalanci peygamberlerden biri, Beni Esed'in baskani 
Tuleybe, digeri de Yemenli Kâb Bin Esved'di.Yemenli bir süre bölgesinde 
etkili oldu. Fakat bir süre sonra gurur ve kibiri yüzünden taraftarlari da ona 
karsi çikip, öldürdüler. Tuleyhe de en sonunda dize getirilerek Islâm'in en 
güçlülerinden biri oldu. Müseyleme de aylar sonra Vahsi'nin attigi bir 
mizrakla öldü.Bunlar Islamiyet için potansiyel bir tehlike olusturmustu. Sace 
isimli bir kadin da, kadin peygamber oldugunu iddia ediyordu. Fakat 
Peygamberimiz (sav) bunlarla ugrasmak istemiyor, kuzeydeki Mute 
yenilgisini düsünüyordu.Zeyd savasta sehid olmustu.Buna bir karsilik 
verilmeliydi. Bu yeni ordunun kumandanligina Zeyd'in oglu Üsame getirildi.

Peygamberimiz sik sik cenneti tasvir ediyordu. Bu yüzden ölümden çok sik 
bahsediyordu. Bir gün basi hiç agrimadigi bir sekilde agrimisti. Fakat yine 
de mescide gitti. Namazdan sonra minbere çikip son defa yapiyormus gibi 
Uhut sehitlerine rahmet diledi. Daha sonra: "Allah'in kullari arasinda bir kul 
var ki, Allah onu dünya ile kendisi arasinda bir seçim yapmasi konusunda 
serbest birakti.O da Allah'i seçti.Bunun üzerine Ebû Bekir 
-Peygamberimizin kendisini kasdettigini anlayarak- aglamaya 
basladi.Peygamberimiz de aglamamasini söyleyerek "Ey insanlar, insanlar 
arasindaarkadasligi il e en lütüfkâr olan kisi Ebû Bekir'dir." Minberden 
inmeden önce söyle dedi: "Ben sizden önce gidiyorum ve sahidinizim 
.Sizinle simdi su durdugum yerden gördügüm havuzda bulusacagim. Sizin 
Allah'in yaninda baska ilahlar edineceginizden korkmuyorum. Sizin iççin bu 
dünyadan korkuyorum, ola ki dünyevi seyler için birbirinize rekabet 
edersiniz."

Mescidden çikinca Aise'nin yanina gitti.Peygamberimizin yüzünde ölümcül 
hastaligin izleri görülüyordu. Hastaligi öylesine artmisti ki namazi ancak 
oturarak kildirabiliyordu. Bir sonrakinamaz vaktinde oturabilmesine ragmen 
namazi kildiramayacagini hissetti. Hanimlarina: "Ebu :Bekir'e namazlarda 
imamlik etmesini söyleyin." dedi. Hz.Aise buna karsi çikarak babasinin 
duygulu bir adam oldugunu, bu isi baskasinin yapmasinin daha uygun 
olacagini söyledi. Diger hanimlrinin da Hz.Aise gibi konusmasina ragmen o, 
israr ederek namazi Ebu Bekir'in kildirmasini istedi.

Hz.Muhammed, çok aci çekiyordu. Acinin çok agirlastigi bir anda karisi 
Safiye (ra) ona: "Ey Allah'in peygamberi, senin çektigini keske ben 
çekseydim! dedi.

Hicret'in onbirinci yilinin Rebi-ul Evvel ayi Pazartesi günü Peygamber'in 
atesi düstü ve çok güçsüz olmasina ragmen Mescid'e gitti. O, gittiginde 
namaz baslamisti ve mü'minler öyle sevindiler ki neredeyse namazdan 
çikacaklardi. Fakat, Resûl-i Ekrem, devam etmelerini isaret etti.Onlardaki 
takvayi görerek sevinçle yüzü parladi.Ebû Bekir onun namaza devam 
etmesini istedi.Peygamber (sav) ise onun arkasinda namaz kildi.

Mü'minler Peygamber (sav)'in iyilesmis oldugunu düsünüyorlardi. Oysa ki, 
O, namazdan sonra odasina çekilmis, güçsüz bir sekilde Aise (ra)'in 
kucaginda yatmakta idi. Bir süre kendini kaybetti. Sonra gözlerini 
açarak:"Cennette bulusmak üzere." dedi.

"Allah'in kendilerine nimet verdigi Peygamberler, dogrular( ve 
dogrulayanlar) sehitler ve salihler beraberdir. Ne iyi arkadastirlar 
onlar."(Nisa:69)

Sonra, onun tekrar:"Allah'im, cennette bulusmak üzere." dedigini duydu. 
Bunlar son kelimeler oldu.

CENAZENIN GÖMÜLMESI VE HILAFET

Ilk olarak Abbas'in dikkatini çeken bazi belirtileri, bir süre sonra digerleri 
de farkettiler.Hz.Muhammed vefat etmeden önce, Seferdeki orduya 
Peygamber'in durumu iletilmisti. Içinde Ömer'in de bulundugu Ashab' dan 
bir çok kisi; sehre geldiklerinde vefatin gerçeklestigini duydular. Ömer (ra) 
bunu reddetti. Insanlara, O'nun sadece ruhen yok oldugunu geri gelecegini 
anlatiyordu. O sirada gelen Hz.Ebu Bekir (ra),:"Yavas ol Ömer!" 
dedi.Allah'a hamd ettikten sonra söyle dedi:"Ey insanlar, kim Muhammed'e 
tapiyor idiyse - gerçekten Muhammed ölmüstür; kim de Allah'a tapiyor 
idiyse -gerçekten Allah diridir ve ölmez." Sonra su ayeti okudu.

" Muhammed yalnizca bir Peygamberdir. Ondan önce nice 
Peygamberler gelip geçmistir. Simdi o ölürse ya da öldürülürse siz 
topuklariniz üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? Iki topugu 
üzerinde gerisin geri dönen kimse, Allah'a kesinlikle zarar veremez. 
Allah, sükredenleri pek yakinda ödüllendirecektir."(Âl-i Imran: 144)

Ebu Bekir herkesi sakinlestirmisti. Ömer de Allah'in Resûlünün öldügüne 
artik inanmisti.

Islam toplulugunun basina kimin geçecegini tartismak için bir toplanti 
düzenlenecekti.Bu toplantida Ebu Bekir, Ömer gibi Ensar ve muhacirler 
bulunacakti. Ensar'dan biri konusuyordu. Muhacirleri de biraz övmesine 
ragmen, Ensar'i överek göklere çikariyordu. O konusmasini bitirince 
Hz.Ebû Bekir, kesin bir dille konusmaya basladi. Ensarin önemini kabul 
ettigini, fakat Islâm'in Arabistan'da yayildigini  ve araplarin Kureys'ten 
baska birinin otoritesini kabul etmeyecegini, çünkü tüm Araplar nezdinde 
Kureys'in essiz bir yeri oldugunu belirtti. Konusmanin sonunda Ebu 
Ubeyde ve Ömer'in ellerinden tutarak, "Iki adamdan birisini öneriyorum. 
Hangisini dilerseniz ona biat edin." dedi.Ensardan biri kalkarak iki 
otoritenin olmasi gerektiginden bahsetti.Yeni baslayan tartismayi Ömer (ra) 
su sözlerle durdurdu:" Ey Ensar, Allah Resûlünün, namazlarda imamlik 
yapma görevini Ebû Bekir'e verdigini bilmiyor musunuz?" "Biliyoruz 
"dediler.  " Peki aranizda kim onun önüne geçmek istiyor?" dedi. "Allah 
korusun, onun önüne geçemeyiz." dediler. Bunun üzerine Ömer, Ebû 
Bekir'in elini tutarak ona biat etti.Sa'd hariç orada bulunanlar da Ebû 
Bekir'e biat ettiler.Sa'd hiçbir zaman biat etmedi

Ertesi gün sabah Ebû Bekir namazi kildirmadan evvel minbere 
oturdu.Ömer ayaga kalkarak Ebû Bekir!e biat etmleri gerektigini 
söyleyerek onu söyle tanimladi:"Sizin en iyiniz, Allah Resûlünün arkadasi; ' 
Ikisi magarada oturduklarinda, ikinin ikincisi'(Tevbe:40) " Tüm cemaât 
bir agizdan ona baglilik yemini ettiler.

Ebû Bekir Allah'a hamd ederek söze basladi: "Sizin en iyiniz olmadigim 
halde, üzerinize hakim oldum.Dogru yaparsam bana yarddim edin, yanli 
yaparsam beni dogrultun.Ben Allah ve Resûlüne itaat ettigim sürece bana 
itaat edin. Fakat ben onlara itaât etmezsem siz de bana itaât 
etmeyin.Namaza kalkin Allah size merhamet eylesin." Namazdan sonra, 
Peygamberi (sav) gömmeya hazirlamak gerektigine karar verdiler. Bunun 
nasil olacagi konusunda anlasmazliga düstüler.Allah Hz. Ali'ye uyuklama 
verdi, ve rüyasinda Resûlallah, ona kendisini elbiseleriyle yikamalarini 
söyledi. O'nu yikadilar. O gün vücudu nefes alip vermemesine 
ragmen,sicaklik ve yumusakligini kaybetmis olmasina ragmen, hâlâ uykuda 
imis gibiydi.

Gömülecegi yer konusunda anlasmazliga düstüler.Bazilari onun çocuklarinin 
yanina gömülmesi fikrinde idi.Fakat Ebû Bekir onun :"Öldügü yer 
gömülmeyen hiçbir peygamber yoktur." dedigini hatirladi. Bunun üzerine 
mezar,Hz.Aise'nin odasinin zeminine kazildi.Sonra tüm Medine'liler O'nu 
ziyaret ederek cenaze namazini kildilar.

"Hiç süphesiz, Allah ve melekleri Peygamber'e salat etmektedirler.Ey 
iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle selam 
verin."(Ahzab:56) 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:

!!! 10Sn Sonra Kapanacak...Kapat !
!!! 10Sn Sonra Kapanacak...Kapat !
sterk tv izle
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=